Halfeti Sular Altında Kalmış Tarih

.

Güneydoğu Anadolu’muzun sular altında kalmış saklı cenneti olan Halfeti, gerçekten görülmeye değer yerlerin başında gelmektedir.

Gaziantep-Şanlıurfa yolu üzerinde Kelaynakları ile ünlü Birecik ilçesinden minibüsle önce yaklaşık 45 dakika süren (40 km) bir yolculuktan sonra Yeni Halfeti’ye varılır. Yeni Halfeti, eski Halfeti’nin Birecik Barajının suları altında kalmasından önce tepeye taşınmış bir yerleşim yeri. 10 bin civarında nüfusu var. Orada başka bir minibüse aktarma yapılarak 15 dakika(10 km) sonra bir tepeden aşağıda muhteşem bir manzara ile karşılaşarak Fırat Nehri kenarına kurulmuş Eski Halfeti’ye ulaşıyoruz. Sahilde tur tekneleri ve gazinolar var. Kasabanın sular altında kalmaktan kurtulmuş kısmında hayat devam ediyor. Güzelim taş evler tepeye doğru kat kat sıralanmış. Burada yaşayan nüfusun da göç eden nüfus kadar olduğu söylendi. Evler ağaçlar arasında kaybolmuş gibi. Manzara da çok güzel tabii.

Bizi hemen tekne turcuları karşıladı. Burada ya bir tekne turuna katılıyorsunuz; ya da kendiniz tekne kiralıyorsunuz. Eğer tur varsa ve siz bu tura katılıyorsanız kişi başı 5 TL; kendiniz tekne kiralarsanız büyüklüğüne göre 30 Tl’den başlıyor. Biz, o anda başka bir tur olmadığı için tekne kiraladık. Tekneye binerek durgun akan Fırat’a açıldık. Teknemiz yavaşça ilerlerken batık Halfeti Merkez Camisinin ve sular altında kalmış Halfeti’nin resimlerini çektik.

Romalılar zamanında kurulan Halfeti, Urartular zamanında Halpa adını almış. Halfeti ve çevresi öncesi mağaralarla dolu. Fırat üzerinde teknemiz süzülürken bu mağaraları bol bol gördük.

Tekne kaptanının anlattığına göre bahar aylarında haftada yaklaşık 2000 yerli ve yabancı turist geliyormuş. Ancak konaklama imkanları kısıtlı olduğundan günübirlik turların tercih edildiğini söyledi. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra Rumkale denilen tarihi kalenin ihtişamlı görüntüsü ile karşılaştık. Fırat’tan dimdik çıkan kayalıkların üstüne inşa edilmiş. Kale duvarları düzgün kesilmiş taş bloklarla yapılmış. Bu tekne turları ile kalenin doğu kapısına ulaşılmakta imiş. Dik bir merdivenle kaleye çıkılmakta olup yukarıda Aziz Nerses Kilisesi ve Barşavma Manastırının en önemlileri olduğu ve daha birçok tarihi eserin olduğu kaptan tarafından anlatıldı.

Rumkale M.Ö. 855 yılında Asur Kralı 3. Salmanassar tarafından zaptedildiğinde adı Şitamrat’mış. Yunanlılar adını değiştirerek Urima demişler. Süryaniler ise Hesna dhe Romaye adını vermişler. Sırası ile Arap-İslam, Bizans, Memluk ve Osmanlılar buralarda hüküm sürmüş ve kente Kale-i Zerrin yani Altın kale adını vermişler.

Hz. İsa’nın havarilerinden Jhonnes’in, Romalılar zamanında kaledeki bir odada İncil’in nüshalarını çoğalttığı rivayet ediliyor.

1113 yılında Başpiskoposluğun da buraya taşınarak dini bir merkez haline geldiği anlatılıyor.

Rumkale’yi geçtikten sonra muhteşem bir manzara ile daha karşılaştık. Karşımızda, sağ tarafta batık bir minare ve arkasında terk edilmiş hissini veren bir köy görünüyordu. Burası da Savaşan Köyü imiş. Birecik Barajı yapılana kadar normal bir köymüş. Alt kısımlar ve cami tamamen sular altında kalmış. Minarenin yarısı da sular altında görünüyordu. Kıyıdaki çardakta oturanlar vardı.

Teknemiz buradan yavaşça dönüşe geçerken bol bol resim çektik. Kıyılarda tek tük insanlar ve keçi koyun sürüleri görünüyordu. Aradaki düzlüklerde ise bahçeler vardı.Derme çatma yapılmış bir iskeleye yanaşarak Fırat’a atladık ve serinledik. Su pırıl pırıl ve çok temizdi. İskelenin kenarına yapılmış kulübede ikram edilen çayı içerek kıyıdan ayrıldık. Halfeti’ye doğru yola koyulduk. Bu tekne yolculuğunda kendimi İsveç fiyortlarında geziyor gibi hissettim. Ama ne yazık ki
turizm açısından yapılacak çok şey var. Kıyıya yanaştığımızda; hayatımızda bu kadar muhteşem yerler görmenin mutluluğuyla bir çay içmek üzere ağaçlıklar altında oturduk. Halfeti taş mimarisi ile inşa edilmiş ve evler birbirlerinin manzarasını kapamayacak şekilde sıralanmış. Yemyeşil bir kasaba. Dönüşte yine Yeni Halfeti’de aktarma yaparak ve
antep fıstığı ağaçlarının arasından geçerek Birecik’e geldik. Minibüste buranın siyah gülünün meşhur olduğunu ve sadece burada yetiştiğini anlattılar. Halfeti’ye tekrar gelmeyi isterim.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir