Hotin Kalesi Osmanlı’nın İzindeyiz

Hotin Kalesi

19 Eylül 2017 Salı

Çernivitsi’deki tur şirketinden  salı günü için Kamyonet Podilski yani Kamaniçe ve Hotin Kalesi turunu çok hesaplı bir fiyata ayarlamıştık.Rehber ve araba onlara ait, yeme içme bize ait oldu. Sabah şehir parkının köşesinde rehber Vasili ve bizden başka diğer 4 kişi buluştuk. Bizi alan minübüsle yola çıktık. Önce Kamaniçe’ye geldik. Kamaniçe’yi diğer yazımda anlatacağım. Kamaniçe’yi gezdikten sonra Hotin’e geldik.

Hotin, Ukrayna’nın kuzeybatısında Çernivitsi vilayetine bağlı(burada “Oblast” deniliyor)10-15 bin nüfuslu bir kasaba.Görülecek tek yeri kasabanın dışında Dinyester Nehri kıyısındaki Hotin Kalesi. Biz direkt kaleye çıktık. Geniş bir park alanında indik. Etrafta açık ve kapalı alanlarında hediyelik eşya satıcıları vardı. Fiyatlar da gayet iyiydi. Ben buradan üstü Hotin Kalesi olarak yapılmış seramik bir kupa aldım.Kaleye gitmek için yapılmış meyilli yolu  yürüyerek önce kale şeklinde yapılmış bir kapıdan geçiliyor; sonra yine yoldan aşağılara yürünüyor. Kalenin karşıdan görünümü çok ihtişamlı. Aşağılarda da durgun halde Dinyester Nehri ve yemyeşil olan karşı kıyılar görünüyor. Kaleye tahta bir köprüden geçilerek giriliyor. Biletleri arabanın park edildiği yerdeki gişeden tur şirketi almıştı.

Genç Osman 200 bin kişilik orduyla 1621 yılında Hotin Kalesini kuşattı. Aynı dönemde Osmanlı’da Yeniçeri ayaklanmaları vardı. Yeniçerilerin sık sık ayaklanmaları ve savaştan kaçmaları; bunlara göz yuman Yeniçeri ağalarının da kaçan askerleri bildirmeyip onlara ödenen paraları almaları ve kendi adlarına kullanmalarının farkında olan Genç Osman her köprü geçişte orduyu durdurup saydırıyordu. Bu da hiç hoş karşılanmadığından savaşa huzursuzlukla gidildi. Kuşatma başarısızlıkla neticelendi ve HOTİN KALESİ Osmanlı himayesinde Boğdan Beyliğine bırakılarak bir anlaşmaya gidildi. Şu an kale içinde üst kata çıkılan merdiven başında Genç Osman’ın portresi durmaktadır. Üst katta müze kısmında Osmanlılardan kalma mezar taşı, savaş resimleri ve diğer eşyalar sergilenmektedir. Kale içinde diğer bölümlerde zindanlar, işkence odaları ve aletleri, cami kısmı görülebilir.

Yine aynı yoldan yukarı çıkarak arabamıza geldik. Kamaniçe’ye döndük.

 

 

 

Ukrayna Lviv Şehrinin Güzellikleri

Lviv

16 Eylül 2017 Cumartesi

Ukrayna’nın tarih kokan şehri Lviv’e gitmek için saat 9.00 da otelden ayrıldık. Otelin 20 metre yukarısındaki metro istasyonundan metroya binerek Kiev  tren istasyonuna gittik. Kiev tren istasyonu gayet güzel. İçiçe geçmiş salonları var. İkinci bekleme salonunda oturduk. Yolcularla sohbet ettik. Daha sonra 5 nolu perona çıkarak trene bindik. Trenler kompartıman şeklinde ve 6 şar kişilik. Yanımızdaki genç kızla bayağı sohbet ettik. Resimler çekildik. Tren yolculuğu 6 saat sürdü. Lviv’e geldiğimizde hava kararmıştı. İstasyonun karşısına geçtiğimizde ise yağmur başladı. Bizi Swiss otele götürecek taksi bulmakta zorlandık. Neyse tren garına hayli uzak olan otele geldik.Burası butik otel fakat çok sevimliydi. Otel klasik tarzda ve  zevkle döşenmişti. Mesela perde ve duvar kağıdı resimleri aynı desenlerdeydi. Şimdiye kadar gördüğüm oteller içinde klasik tarzda en güzeliydi. Modern tarzda ise Mekke ve Yeni Delhi’deki Le Meridien’di. Neyse otelde eşyaları bıraktıktan sonra gece de olsa biraz dışarıya çıkıp bir şeyler yiyelim dedik. Otelden çıktıktan sonra 200 metre yürüdüğümüzde bir Türk lokantası gördük. Sahibi Tunceli’li Ali Bey. Hemen girdik. Gönül rahatlığı ile bir şeyler yedik ve sohbet ettik. Yarın Lviv’i gezeceğiz. Bu konuda bize bilgiler verdi.Saat 24.oo yaklaşırken otele geri döndük

17 Eylül pazar sabahı kahvaltı salonuna geçtik. Gerçekten kahvaltı salonunun dekorasyonu da harikaydı. Güzel bir kahvaltıdan sonra dışarıya çıktık. Önce şehri “chudo tren” denilen tren görünümündeki  tur aracı ile 1 saat  gezdik. Daha sonra da belediyenin önünden kalkan gezi otobüsünü bulup onunla gezdik. Burada gezerken kulaklıkla Türkçe anlatım yapıldı. Tatarska diye bir caddeden geçtik. Burada zamanında Müslüman  tatarlar yaşamış ve çok eziyet görmüşler. Hatta çan kulesine ayaklarından bağlayıp astıkları asker  her sallandığında çan çalıyormuş. Tabii ki bu duyduklarımıza çok üzüldük.

Şehri gezerken binaların mimari yapılarına (neo klasik) hayran olduk. Kiliselerin çokluğuna şaşırdık. Lviv küçük bir şehir ama gerçekten görülmeye değer. Daha sonra dünyaca meşhur ve eski çikolata fabrikasına gittik.Eski bir binada elle yapılan çikolata fabrikası bir kaç katlı. Her katta çeşitli çikolatalar sergilenip satılıyor. Her şeyin kalıptan çikolatası yapılmış ve her standın önünde kuyruk var. Ayrıca öyle ucuz da değil. Açıkta kilo ile satılan çikolatadan  üstünden bıçak ve balta ile kesiliyor. yani çok sert.Turistler  torba torba alıyorlardı Oradan bir sokak arasında bulunan kaşar fabrikası satış yerine gittik. O kadar çok kaşar çeşidi var ki insan nereye bakacağını şaşırıyor. Ancak orası da biraz pahalıydı.180 grivna 1 kilo olursa 26 tl civarında Ben de Eminönü’nde aynı fiyata eski kaşar alıyorum. Ama yine de bayağı eski kaşar peyniri aldık.

Karnımız acıkınca yine Ali Beyin kebap dükkanına giderek sohbet ettik. Ukrayna sanata çok değer veren bir ülke. Sokak ve meydanlarda resimler satılıyor. Her şehirde opera binaları var. Biz de Ukrayna resimlerinin satıldığı meydana gittik. Onlarca kişi yaptıkları resimleri sergiliyordu.Uzun pazarlıklar sonucu Lviv opera binasının yağlıboya tablosunu 800 grivna(Yaklaşık 50 Tl) vererek aldık. Satın aldığınız resim mutlaka imzalı olmalı ve satan kişiden fatura almak zorundasınız. Gümrükten size sorulabiliyor. Bize soran olmadı. Ama valizlerimiz tek tek arandı.

Yarın  Kamaniçe’ye gideceğiz.