Yezd Zerdüştlerin Kutsal Şehrinde Sessizlik Kuleleri

Yezd

15 Eylül 2018 Cumartesi

Mozaffer Otelde kaldık. Tek katlı, 2 avlusunda havuzu olan  tarihi bir otel. Odaları eski tarzda dekore edilmiş. Giriş kapıları tahtadan olup kapı kilitleri de eski zamanlarda kullanılan demir  çengeller şeklinde. Oteli çok beğendim. Duvarlara asılmış Yezd’e has tabloları, bahçelerdeki eski ve büyük küpleri ile otantik mimari yapısı bizi cezbetti. Sabah kahvaltısından sonra önce dünyadaki tüm zerdüştlerin tapınağı olan ateşgede’ye gittik. Binanın dış girişinde tepede kuş-adam sembolü görülmektedir.  Bu sembolde kuş-adamın bir elinde sadakat anlamına gelen bir yüzük bulunmaktadır. Diğer eli saygı ifade etmektedir. Üç katlı tüyleri olan kanatları, düşüncede, sözlerde ve davranışlarda saflığı öğütleyen Zerdüşt inancını belirtmektedir. Müzenin bahçesinde de ayrıca  bu kuşla ilgili bir resim ve yazı bulunmaktadır. Bu tapınağın içinde yanan ateş 477 yıldır hiç sönmemiş. Rahipler belli saatlerde ateşi besliyorlar. Müzenin duvarlarında zerdüşt resimleri, camlı kısımlarda ise zerdüştlerin kitabı avestadan bölümlerin yer aldığı sayfalar seyrediliyor. Müzeden çıkıp Sessizlik Kuleleri denilen Dakhme’ye varıyoruz. Şehrin 2 kilometre kadar dışında yer almaktadır.Burası çok geniş bir alanın ucunda yer alan  iki tepe. Biletle giriliyor. Fakat aynı iki tepe karşıdan da görüldüğü için dışardan resimlerini çekip Mahya’nın anlattıklarını dinliyoruz.Zerdüşt inanışına göre”insanlar ölünce gömülürse toprağı kirletir,yakılırsa da havayı kirletir “diye ölülerini etçil kuşların yemesi için bu kulelere getirip bırakırlarmış.Kuşlar  kulelere bırakılan ölülerin önce gözlerini yemeye başlarmış. Kulede bekleyen rahipler de önce hangi gözün yendiğini görmek için bir delikten gözlem yaparlarmış. Sağ göz cennete, sol göz cehenneme gidileceğini gösterirmiş. 1940-1970 yılları arasında(kesin bilinmiyor) bu iş yasaklanmış;şimdilerde Zerdüştler de kulelerin yakınındaki yerlere gömülüp toprağı kirletiyorlarmış.

Yezd İsfahan-Şiraz yolu üzerinde bir çöl şehri. Dünyanın en eski şehirlerinden ve kerpiç yapılar halen muhafaza ediliyor. Çölde olması nedeniyle yazları çok sıcak geçiyor. Biz gittiğimizde de  çok sıcaktı. Şehir meydanında Emir Çakmak Camisi daha doğrusu Külliyesi var. Burada her yıl taziye adı verilen yas tutma törenleri yapılıyor.İmam Hüseyin ,Muharrem ayının 10. günü şehit edildiğinden, bu olayın yası her yıl tutulmaktadır. Caminin bahçesinde 10 metre yüksekliğinde ve ağaçtan yapılma “Nakhni” denilen bir araç İmam Hüseyin’in tabutunu sembolize etmektedir. Muharrem ayında bu araç üstü arapça yazılarlar süslenmiş bir örtü ile örtülmektedir. Bu aracı süslemek için kılıçlar, hançer ve kamalar, meyveler,gelin telleri asılmaktadır.Tören sırasında ağıtlar yakılır,insanlar duygularını ağlayarak veya daha ağır şekillerde ifade ederler. Bu araç meydanda üç tur attırıldıktan sonra bir kenara çekilerek ertesi yıla kadar orada durur.

Emir Çakmak Kompleksi ise 14.yüzyıldan kalma bir yapı.Ön yüzünde bulunan bir çok kubbe ve kemerleri çinilerle kaplanmış 4 eyvanlı muazzam bir yapı. Giriş kapısının tavanındaki hat yazıları çok estetik. Binayı yaptıran kişi o zamanın valisi Emir Celaleddin Çakmak’ın karısı Bibi Fatıma Hatun’dur. Camideki mihrap mermerden yapılmış olup etrafındaki çinilerde Kur’anı Kerimden ayetler görülmektedir. Konpleksin dışında biletle inilen su müzesinde ise o devirde içme suyu ve sulama suyu elde etmek için kullanılan”kanat” lar görülmektedir.50 metreye kadar inildikçe hava serinlemektedir.

Bu meydanın üç tarafında tarihi Yezd Çarşısı var. Buralarda hediyelik eşya mağazaları ve kafeler, lokantalar, tatlıcı dükkanları var. Meydanın ortasında kocaman bir” Yezd” yazısı görülüyor. Yezd dediğim gibi bir çöl şehri. Evler, dükkanlar, herşey çöl renginde. Sıvasız kerpiç evler asırlardır hiç bozulmadan duruyor. Burada her yerde gördüğümüz göğe uzanan bacalar ilgimizi çekti. Bunlar doğal klima görevini gören bacalarmış.Rüzgarı içeri çekip soğutarak evlerin içine veriyormuş. Adına “badgir” deniliyor.Bir de ayrıca suyun kendi kendine soğumasını sağlayan kümbetler yapmışlar.

En yüksek badgirin bulunduğu Bagh-e Devlet Abad a gidiyoruz.  Bu komplekse girmek için ayrıca bilet almak gerekmektedir. 1750 yılında Zend’li Kerim Han tarafından ev olarak yaptırılmıştır. Etrafı kerpiçten kale şeklinde çevrilmiş bir bahçenin içinde tarihi bir evden ibarettir. Binanın içi kafes işi kaplamalar ve renkli camlarla yapılmış dekorlarla kaplıdır. Ancak 33 metre yükseklikte rüzgar kulesiyle ilgi çekmektedir. Bahçesi ağaç ve çiçeklerle süslenmiştir.

Burayı da gezdikten sonra Cuma mescidine gidiyoruz. Ancak mescide giden yol trafiğe kapatıldığından arabayı yolun başına parkettik. Yolun iki tarafında hediyelik eşya dükkanları bulunmaktadır.Bende buradaki bir seramik mağazasından üzerinde kuş figürü bulunan küçük taslar aldım.1365 yılında yapılan bu cami bir çok dönemleri yansıtmaktadır.Minareleri 48 metre yükseklikte olup İran’ın en yüksek minareleridir. Yolun bitiminde ve yolu kesen bu cami bütün ihtişamıyla karşımıza çıktı.Caminin minareleri mavi çinilerle kaplı olup olağanüstü güzel desenlerle bezenmiştir. Mahya’nın aldığı eşarpta da bu desenler vardı. Biz de bu eşarpla o desenlerle yapılmış çinilerin süslediği minarelerin önünde resim çekildik.

Bu mavi renk, çevredeki çöl renkli binalar ile ilginç bir kontrast oluşturmaktadır. Binanın içinde uzun ve geniş bir bahçeyle ulaşılan bir eyvan bulunmaktadır. Bu eyvanda bulunan üzeri mozaik kaplı kubbe ve mozaiklerle kaplı fayans türünün en güzel örneklerindendir. Camide bir kütüphane kurulmuş ve burada çok eski ve değerli el yazması eserler sergilenmektedir. Burada eskiden bir zerdüşt tapınağı olduğu ve sonradan camiye çevrildiği de söylenmektedir.

Cuma Camisinde her cuma çöpçatanlık uygulaması yapılıyormuş. Bekar hanımlar çarşaflarına asma kilt takılı halde minareye çıkıp anahtarını aşağıya atarlarmış. Anahtarı alıp kilidi açan erkek te tanışmak amacı ile hanıma tatlı ısmarlarmış. Bu gelenek halen sürüyormuş. Biz gittiğimizde günlerden cumartesi olduğundan ne yazık ki göremedik.

Bu arada Cuma Camisi yolunda harika bir lokantada kebap yedik. Resimler çektik. Yorgun argın otele döndük.