Çoban Baba – Gölova Efsaneleri

Çoban Baba, Çobanlı köyünde metfundur(gömülmüş). Suşehri-Erzincan karayolu üzerindeki küçük kayalık bir tepede yer alan türbe, kare planlı olarak inşa edilmiştir. Türbenin içerisi, doğu ve batı yönünde yer alan küçük pencerelerle aydınlatılmaktadır. Türbede Çoban Babaya ait bir sanduka bulunmaktadır. Türbe, Çobanlı ırmağı vadisinde yer almaktadır.

Efsane(1): Yavuz Sultan Selim Mısır Seferi(1516–1518)’ne giderken orduyu Çobanlı civarında konaklatır. O yörenin ileri gelenini sorar. “Çoban Baba”, derler. Çoban Babayı sesleten Padişah, orduya ne verebileceğini sorar. Çoban Baba.
—Et keserim, Sultanım, der.
Otağdan çıkar. Peşinden de etlerden çıkan kemikleri kendisine iade etmelerini söyler. Bir tek koyunla bir orduyu doyurur. Padişahın yakınındakiler:
-Sultan’ım  bu adam müneccim…Hiçbir koyunla bir ordu doyurulur mu?…Derler.
Padişah koyunun aşık kemiğini saklar. Allah dostu olan, gönül gözü açık Çoban Baba:
—Sultan’a söyleyin, aşık kemiğini saklamasın, diye haber gönderir.
Bunun üzerine Padişah, Çoban Baba’nın Evliyaullah olduğunu anlar. Gelir Çoban Baba’nın elini öper. Sefer’de zafere ulaşıp ulaşamayacağını sorar. Çoban Baba:
—Gazan mübarek olsun; Allah seninle beraberdir… Cihadın haktır, der.
Mısır feth edilir; dönüşte Padişah, Çoban Babaya uğrar. Hakkın rahmetine kavuştuğunu öğrenince, şu andaki ırmağın içinde bulunan türbeyi kesme taştan inşa ettirir. O gün, bu gün yıllara meydan okuyan bu türbe ve Çoban Baba Hazretleri, Dumanlı dağlarından, Kızıldağ’ın Ürüskü deresinden gelen sellere adeta Cenab-ı Allah’ın kudretini haykırır…
Efsane(2):Çoban Baba’ya ait ikinci bir efsane de Fatih Sultan Mehmet etrafında oluşmuştur. Efsanenin konusu şöyledir:
Gölova’ya bağlı Çobanlı köyünde yatan Çoban Baba, yaşlı, aksakallı, güçlükle yürüyebilen bir Anadolu erenidir. Uzun Hasan’la savaşmak için sefere çıkan ordu(1473), Niksar ve Koyulhisar üzerinden hareket ederek bugünkü Çobanlı köyüne varır. Çoban Baba Fatih Sultan Mehmet’in huzuruna çıkar. Orduya ziyafet vermek istediğini söyler. Çoban Baba’nın bu isteğini padişah kabul eder. Çoban Baba bir koyunla çadırın önüne gelir. Bunu kesip pişirir. Besmele çekerek ilk lokmayı kendisi alır, diğer lokmayı sırasıyla Padişah’a ve vezire verir. Sonra bütün askerlere dağıtır. Kısacası bir koyunun eti ile tüm Osmanlı ordusu doyar. Padişah da karşısındaki kişinin bir çoban değil de bir ermiş kişi olduğunu anlar ve hayır duasını alır.
Efsane(3):Yavuz Sultan Selim, 1514 yılının temmuz ayında Çaldıran seferine çıkar. Sivas’ın Suşehri yakınlarına geldiği zaman, yorgun ordusuna burada kısa bir mola vermeyi düşünür. Tam bu sırada yaşlı bir çobanın koşa koşa yanına gelmekte olduğunu görür. Atının dizginlerini çekerek:
—Merhaba, çoban baba bu telaşın nedir? Diye sorar.
Çoban, selamı selamla karşılar.
—Sulağımıza hoş geldin Sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire konuk olursan gönül alırsın, der.
Yavuz cevap verir:
—Ben tek başıma değilim ki Çoban Baba… Ardımda koca bir ordu var.
Çoban tevekkülle boynunu büker:
—Allah kerim… Hele sen bir mola ver; konuk kısmetiyle gelir.
Yavuz, “Bunda bir hikmet var” diyerek atından iner. Bir subaşına çadırlar kurulur; mola verilir.
Çoban,  sürüsünden dört koç seçerek keser; derisini yüzer, kazanlara doldurur. Az sonra da sofrayı hazırlar; onları buyur eder:
—Buyurunuz yalnız bir şartım var; yerken kemikleri atmayınız.
Yenilir, içilir, sofra bereketle taşar, boşalan kazanlar yine dolar. Yemekten sonra kemikleri toplayan çoban, bunları derilere doldurur, bir dua eder. Boynuzlu dört koç silkinerek ayağa kalkar, koşarak sürüye karışırlar. Ama bir tanesi topallar. Çoban:
—Sultanım, bir kemik eksik; koç bunun için topallıyor, der.
Yavuz, koynundan bir aşık kemiği çıkarır.
—İşte şu kemik… Seni denemek istedim. Sen gerçek bir erensin… Sen sürünün çobanısın, ben de Osmanlı’nın çobanıyım, der. Çoban Babaya iltifat eder.
Çoban Baba da:
—Zafer senindir Sultanım; haydi yolun açık olsun, der; padişahı uğurlar.
Suşehri’nin Çobanlı Yaylası’nda sık sık bu efsane söylenir; Çoban Baba türbesi ziyaret edilir.
 

Halk Bilimi Araştırmacı Yazar-Kutlu Özen (Sivas Efsaneleri-s113–115)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir