Montrö Anlaşması (Boğazlardan Geçiş)

Ağustos 2008de Gürcistandaki çatışmalara bağlı olarak son günlerde alevlenen İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından geçecek gemilerin tonajı, özellikleri ile ilgili alevlenen tartışmalar sürerken Möntro ve Lozan Anlaşmalarına göza atmaya ne dersiniz?

Türk boğazlarından geçis rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen bu sözleşme, Montrö Anlaşması, 1923'de Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin yerine geçmiştir.

Türkiye, Lozan Antlaşması'yla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin getirdiği kısıtlamalardan dolayı daima kaygı içinde bulunmuştur. Sözleşmenin imzalandığı tarihlerde güncelliğini koruyan silahsızlanma ümitlerine güvenen Türkiye'nin, silahlanma yarişının tekrar baslamasıyla duyduğu huzursuzluk giderek artmıştır. Bugünlerde göstermektedir ki geçmişte devlet adamlarının yapmış olduğu antlaşmalar, doğru veya hatalı veya eksik sonraki kuşakları ve devletin geleceğini kökten etkilemektedir.

Türkiye, duyduğu bu huzursuzluğu ve boğazların statüsünde değişiklik yapılması yolundaki teklifini konu ile ilgili imzacı devletlere duyurduğunda, farklı kutuplarda yer almaya başlayan bu devletlerin hemen hepsinden ortak bir anlayış görmüştür.

 

 

İngiliz Dışişleri Bakanlığının 23 Temmuz 1936 tarihli bir muhtırasında konu hakkında şu görüşlere yer verilmiştir: "Türkiye'nin Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi ile ilgili isteği haklı kabul edilmektedir."

 Montrö'dan Görüntüler

{flv}montro{/flv} 

Bogazlar'in statüsü ve gemilerin geçis rejimi ile her zaman yakindan ilgilenen Ingiltere'nin Türkiye'yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antanti Daimi Konseyi'nin 4 Mayis 1936'da Belgrad'da yaptigi toplantida, Türkiye'nin teklifini destekleme karari alinmistir. Türkiye'nin girisimi Lozan Bogazlar Sözlesmesi'nin diger akitleri tarafindan da kabul edilince, bogazlarin rejimini degistirecek olan konferans, 22 Haziran 1936'da Isviçre'nin Montreux kentinde toplanmistir. Iki ay süren toplantilardan sonra, 20 Temmuz 1936'da imzalanan yeni Bogazlar Sözlesmesi ile Türkiye'nin kisitlanmis haklari iade edilmis ve bogazlar bölgesinin egemenligi Türkiye'ye geçmistir. Türkiye Daha once Sovyet Rusya ile yaptigi anlasma uyarinca(saldirmazlik antlasmasi) Sovyet Rusya'nin da destegi ile bu sözlesme yapilmistir. Tamami yirmi dokuz madde, üç ek protokoldan meydana gelen sözlesmeye göre:

1. Bogazlardan serbest geçis esâsi kabul ediliyordu. Ancak ticâret ve savas gemilerinin Bogazlardan geçisi, baris ve savas hâline göre, ayri statüye baglaniyordu. Savas durumu da Türkiyenin girdigi, girmedigi ve savas tehlikesi olma durumlarinda uygulanacak esaslara ayriliyordu.
2. Bogazlarin askerî kontrolü ve savunma tedbirleri tamâmen Türkiyeye âitti.
3. Bogazlardan geçisi denetleyen Milletlerarasi Bogazlar Komisyonu kaldirildi.
Bu ana maddelerle Türkiyenin bogazlar üzerindeki genel hâkimiyeti saglandi. Diger maddelerin bâzilari ise; Baris zamâninda:

a. Karadenizde kiyisi olmayan devletlerin ticâret gemileri serbestçe geçerler. Savas gemileri 8-15 gün önceden haber verilmek ve bir arada dokuz gemiyi ve belli tonaji asmamak üzere geçebilir. Denizaltilar, uçak gemileri ve 10.000 tondan büyük savas gemileri hiç geçemez. Sözlesmeye uygun sekilde geçen savas gemileri Karadenizde yirmi bir günden fazla kalamaz.
b. Karadenizde kiyisi bulunan devletlerin ticâret gemileri serbestçe geçerler. Savas gemileri geçmeden sekiz gün önce Türkiyeye haber verecekler, bir arada geçen gemilerin tonaji 15.000den fazla olmayacaktir. Karadenizde kalislari için belli bir süre yoktur.
Savas zamâninda:

a. Türkiye savasa katilmissa; her cins gemiyi geçirip geçirmemekte serbesttir. Isterse Bogazlari kapayabilir.
b. Türkiye tarafsizsa; ticâret gemileri serbestçe geçmesine ragmen savasan taraflarin savas gemileri geçemez.
c. Savas tehlikesinin çok oldugu zamanlarda; Türkiye yine karar serbestisine sâhip olarak Bogazlari kapayabilir.
Bunlarin yaninda pekçok teknik hususun hükme baglandigi sözlesmenin süresi yirmi yil olacakti. Bu sürenin bitiminden iki yil önce taraflardan hiçbiri sözlesmenin feshini istemezse, böyle bir istekten iki yıl sonraya kadar yürürlükte kalacakti.

Montrö Antlasmasinda Türk tarafini temsil edenler:

Tevfik Rüstü Aras, Disisleri Bakani(Temsilci Heyeti Baskani),
Fethi Okyar, Londra'da Türkiye Büyükelçisi,
Suad Davaz, Paris'teki Türkiye Büyükelçisi,
Numan Menemencioglu, Büyükelçi, Disisleri Bakanligi Genel Sekreteri,
Sadullah Güney, Iktisat Bakanligi, Deniz Ticareti Müstesari,
Fahri Engin, Savas Filosu Komutani,
Rifat Mataraci, Kurmay Albay,
Sefik Çakmak, Kurmay Yarbay, Hava Alayi Komutani,
Yusuf Egeli, Kurmay Binbasi,
Ihsan Orgun, Hava Binbasi,
Fahri Korutürk, Deniz Binbasisi, Roma Deniz Atasesi,
Seyfi Kurtbek, Kurmay Yüzbasi, Paris Askeri Atasesi,
R.Amir Kocamaz, Baskonsolos, Disisleri Bakani Özel Kalem Müdürü,
Genel Sekreter Cevad Açikalin, Disisleri Bakanligi Daire Baskani,
Sekreterler Abdülkadir Örencik, B.Tahir Saman, H.Rifat Sözen, Nedim Veysel Ilkin, Fatin Rüstü Zorlu, Celalettin Ziyal,
Basin Bürosu Vedat Nedim Tör, Içisleri Bakanligi Genel Müdür, Asude Zeybekoglu, Basin Atesesi, Sekip Engineri, Basin Atasesi, Muvaffak Menemencioglu, Anadolu Ajansi Genel Müdürü,
Asim Gündüz, Korgeneral, Genel Kurmay Ikinci Baskani,
Necmettin Sadik Sadak, Sivas Milletvekili, Milletler Cemiyeti'nde Türkiye Sürekli Temsilcisi,
Ziya Kiziltan, Bas Danisman, Disisleri Bakanligi Bas Hukuk Danismani,
Müsfik Selami Inegöl, Disisleri Bakanligi Daire Baskani,
Dr.Asim Arar, Saglik Isleri Genel Müdürü, 

Anlaşmanın tam İngilizce metni için tıklayın => http://www.arayana.com/Tarih/montreux-convention.html

 

Montreux Convention: Turkish Straits

TRADUCTION – TRANSLATION  CONVENTION REGARDING THE REGIME OF THE STRAITS SIGNED AT MONTREUX, JULY 20 TH, 1936

French official text communicated by the Permanent Delegate of Turkey to  the League of Nations.  The registration of this Convention took place December 11th, 1936. 

HIS MAJESTY THE KING OF THE BULGARIANS, THE PRESIDENT OF THE FRENCH REPUBLIC, HIS MAJESTY THE KING OF GREAT BRITAIN, IRELAND AND THE BRITISH DOMINIONS BEYOND THE SEAS, EMPEROR OF INDIA, HIS MAJESTY THE KING OF THE HELLENES, HIS MAJESTY THE EMPEROR OF JAPAN, HIS MAJESTY THE KING OF ROMANIA, THE PRESIDENT OF THE TURKISH REPUBLIC, THE CENTRAL EXECUTIVE COMMITTEE OF THE UNION OF SOVIET SOCIALIST REPUBLICS, AND HIS MAJESTY THE KING OF YUGOSLAVIA.

Desiring to regulate transit and navigation in the Straits of the Dardanelles, the Sea of Marmora and the Bosphorus comprised under the general term "Straits" in such manner as to safeguard, within the framework of Turkish security and of the security, in the Black Sea, of the riparian States, the principle enshrined in Article 23 of the Treaty3 of Peace signed at Lausanne on the 24th July, 1923; 

Have resolved to replace by the present Convention the Convention4 signed at Lausanne on the 24th July, 1923, and have appointed as their PIenipotentiaries: 

HIS MAJESTY THE KlNG OF THE BULGARIANS: 

Dr. Nicolas P. NICOLAEV, Minister Plenipotentiary, Secretary-General of the Ministry of Foreign Affairs and of Cults; 

M. Pierre NEICOV, Minister Plenipotentiary, Director of Political Affairs at the Ministry of Foreign Affairs and of Cults; 

THE PRESIDENT OF THE FRENCH REPUBLIC: 

M. PAUL – BONCOUR, Senator, Permanent Delegate of France to the League of Nations, former President of the Council, former Minister for Foreign Affairs, Chevalier of the Legion of Honour, Croix de Guerre; 

M. Henri PONSOT, Ambassador Extraordinary and Plenipotentiary of the French Republic at Angora, Grand Officer of the Legion of Honour; 

HlS MAJESTY THE KING OF GREAT BRITAIN, IRELAND AND THE BRITISH DOMINIONS BEYOND THE SEAS, EMPEROR OF INDIA: 

FOR GREAT BRITAIN AND NORTHERN lRELAND AND ALL PARTS OF THE BRITISH EMPlRE WHICH ARE NOT SEPARATE MEMBERS OF THE LEAGUE OF NATIONS; 

The Right Honourable Lord STANLEY, P.C., M.C., M.P., Parliamentary Secretary to the Admiralty; 

FOR THE COMMONWEALTH OF AUSTRALIA: 

The Right Honourable Stanley Melborurne BRUCE, C.H., M.C., High Commissioner for the Commonwealth af Australia in London: 

HIS MAJESTY THE KING OF THE HELLENES: 

M. Nicolas POLITIS, Envoy Extraordinary and Minister Plenipotentiary of Greece in Paris, former Minister for Foreign Affairs; 

M. Raoul BIBICA ROSETTI, Permanent Delegate of Greece to the League of Nations; 

HIS MAJESTY THE EMPEROR OF JAPAN: 

M. Naotake SATO, Jusammi, Grand-Cordon of the Order of the Rising Sun, Ambassador Extaordinary and Plenipotentiary in Paris; 

M. Masa-aki HOTTA, Jushii, Second Class of the Order of the Order of the Rising Sun, Envoy Extraordinary and Minister Plenipotentiary at Berne; 

HIS MAJESTY THE KING OF ROUMANIA: 

M. Nicolas TITULESCO, Minister Secretary of State for the Department of Foreign Affairs; 

M. Constantin CONTZECO, Minister Plenipotentiary, Delegate of Roumania to the European and International Commissions of the Danube; 

M. M. Vespasien PELLA; Envoy Extraordinary and Minister Plenipotentiary at The Hague: 

THE PRESIDENT OF THE TURKISH REPUBLIC: 

Dr. RÜŞTÜ ARAS, Minister for Foreign Affairs, Deputy for Smyrna: 

M. Suad DAVAZ, Ambassador Extraordinary and Plenipotentiary of the Turkish Republic in Paris: 

M. Numan MENEMENCIOdLU, Ambassador of Turkey, Secretary-General of the Ministry for Foreign Affairs; 

M. Asim GÜNDÜZ, General Commariding an Army Corps, Deputy Chief of the General Staff; 

M. Necmeddin SADAK, Permanent Delegate of Turkey to the Legue of Nations, Deputy for Sivas, Rapporteur for the Commiflee of Foreign Affairs; 

THE CENTRAL EXECUTIVE COMMITTEE OF THE UNION OF SOVIET SOCIALlST REPUBLICS: 

M. Maxime LITVINOFF, Member of the Central Executive Committee of the Union of Soviet Socialist Republics, People's Commissar for Foreign Affairs; 

HIS MAJESTY THE KING OF YUGOSLAVIA: 

M. Ivan SOUBBOTITCH, Permanent Delegate of the Kingdom of Yugoslavia to the League of Nations; 

Who, after having exhibited their full powers, found in good and due form, have agreed on the following provisions: 

Article 1.   

The High Contracting Parties recognise and affirm the principle of freedom of transit and navigation by sea in the Straits. 

The exercise of this freedom shall henceforth be regulated by the provisions of the present Convention. 

SECTION I.  

MERCHANT VESSELS. 

Article 2.  

In time of peace, merchant vessels shall enjoy complete freedom of transit and navigation in the Straits, by day and by night, under any flag and with any kind of cargo, without any formalities, except as provided in Article 3 below. No taxes or charges other than those authorized by Annex I to the present Convention shall be levied by the Turkish authorities on these vessels when passing in transit without calling at a port in the Straits. 

In order to facilitate the collection of these taxes or charges merchant vessels passing through the Straits shall communicate to the officials at the stations referred to in Article 3 their name, nationality, tonnage, destination and last port of call (provenance). 

Pilotage and towage remain optional. 

Article 3.  

All ships entering the Straits by the Aegean Sea or by the Black Sea shall stop at a sanitary station near the entrance to the Straits for the purposes of the sanitary control prescibed by Turkish law within the framework of international sanitary regulations. This control, in the case of ships posse-sing a clean bill of health or presenting a declaration of health testifying that they do not fall within the scope of the provisions of the second paragraph of the present Article, shall be carried out by day and by night with all possible speed, and the vessels in question shall not be required to make any other stop during their passage through the' Straits. 

Vessels which have on board cases of plague, cholera, yellow fever exanthemic typhus or smallpox, or which have had such cases on board during the previous seven days, and vessels which have left an infected port within less than five times twenty-four hours shall stop at the sanitary stations indicated in the preceding paragraph in order to embark such sanitary guards as the Turkish authorities may direct. No tax or charge shall be levied in respect of these sanitary guard and they shall be disembarked at a sanitary station on departure from the Straits. 

Article 4.  

In time of war, Turkey not being belligerent, merchant vessels, under any flag or with any kind of cargo, shall enjoy freedom of transit and navigation in the Straits subject to the provisions of Articles 2 and 3. 

Pilotage and towage remain optional. 

Article 5.  

In time of war, Turkey being belligerent, merchant vessels not belonging to a country at war with Turkey shall enjoy freedom of transit and navigation in the Straits on condition that they do not in any way assist the enemy. 

Such vessels shall enter the Straits by day and their transit shall be effected by the route which shall in each case be indicated by the Turkish authorities. 

Article 6.  

Should Turkey consider herself to be threatened with imminent danger of war, the provisions of Article 2 shall nevertheless continue to be applied 

except that vessels must enter the Straits by day and their transit must be effected by the route which shall, in each case1 be indicated by the Turkish authorities.  
Pilotage may, in this case, be made obligatory but no charge shal be levied. 

Article 7.  

The term "merchant vessels" applies to all vessels which are not covered by Section II of the present Convention. 

SECTION II.  

VESSELS OF WAR  

Article 8.  

For the purposes of the present Convention, the definitions of vessels of war and of their specification together with those relating to the calculation of tonnage shall be as set forth in Annex II to the present Convention 

Article 9  

Naval auxiliary vessels specifically designed for the carriage of fuel, liquid or nonliquid, shall not be subject to the provisions of Article 13 regarding notification, nor shall they be counted for the purpose of calculating the tonnage which is subject to limitation under Articles 14 and 18, on condition that they shall pass through the Straits singly. They shall, however, continue to be on the same footing as vessels of war for the purpose of the remaining provisions governing transit. 

The auxiliary vessels specified in the preceding paragraph shall only be entitled to benefit by the exceptional status therein contemplated if their armament does not include: for use against floating targets, more than two guns of a maximum calibre of 105 milimetres: for use against aerial targets, more than two guns of a maximum calibre of 75 mili metres. 

Article 10.  

In time of peace, light surface vessels, minor war vessels and auxiliary vessels, whether belonging to Black Sea or non-Black Sea Powers, and whatever their flag, shall enjoy freedom fo transit through the Straits withhout  any taxes or charges whatever, provided that such transit is begun during daylight and subject to the conditions laid down in Article 13 and the Articles following thereafter. 

Vessels of war other than those which fall within the categories specified in the preceding pragraph shall only enjoy a right of transit under the special conditions provided by Articles 11 and 12. 

Article 11.  

Black Sea Powers may send through the Straits capital ships of tonnage greater than that laid down in the first paragraph of Article 14, on condition that these vessels pass through the Straits singly, escorted by not more than two destroyers. 

Article 12.  

Black Sea Powers shall have the right to send through the Straits, for the purpose of rejoining their base, submarines constructed or purchased outside the Black Sea, provided that adequate notice of the laying down or purchase of such submarines shallI have been given to Turkey. 

Submarines belonging to the said Powers shall also be entitled to pass through the Straits to be repaired in dockyards outside the Black Sea on condition that detailed information on the matter is given to Turkey. 

In either case, the said submarines must travel by day and on the surface, and must pass though the Straits singly. 

Article 13.  

The transit of vessels of war through the Straits shall be preceded by a notification given to the Turkish Government through the diplomatic channel. Ihe normal p*iod of notice shall be eight days, but it is desirable that in the case at non-Black Sea Powers this period should be increased to fifteen days. The notification shall specify the destination, name, type and number of the vessels, as also the date of entry for the outward passage and, if necessary, for the return journey. Any change of date shall be subject to three days' notice. 

Entry into the Straits for the outward passage shall take place within a period of five days form the date given in the original notification. After the expiry of this period, a new notification shall be given under the same conditions as for the original notification. 

When effecting transit, the commander of the naval force shall without being under any obligation to stop, communicate to a signal station at the entrance to the Dardanelles or the Bosphorus the exact composition of the force under his orders. 

Article 14.  

The maximum aggregate tonnage of all foreign naval forces which may be in course of transit through the Straits shall not exceed 15.000 tons, except in the cases provided for in Article 11 and in Annex Ill to the present Convention. 

The forces specified in the preceding paragraph shall not, however, comprise more than nine vessels. 

Vessels, whether belonging to Black Sea or non-Black Sea Powers, paying visits to a port in the Straits, in accordance with the provisions of Article 17, shall not be included in this tonnage. 

Neither shall vessels of war which have suffered damage during their passage through the Straits be included in this tonnage; such vessels, while undergoing repair, shall be subject to any special provisions relating to security laid down by Turkey. 

Article 15.  

Vessels of war in transit through the Straits shall in no circumstances make use of any aircraft which they may be carrying. 

Article 16.  

Vessels of war in transit through the Straits shall not, except in the event of damage or peril of the sea, remain therein longer than is necessary for them to effect the passage. 

Article 17.  

Nothing in the provisions of the preceding Articles shall prevent a naval force of any tonnage or composition from paying a courtesy visit of limited duration to a port in the Straits, at the invitation of the Turkish Government. Any such force must leave the Straits by the same route as that by which it entered unless it fulfils the conditions required for passage in transit through the Straits as laid down by Articles 10,14 and 18. 

Article 18.  

(1) The aggregate tonnage which non-Black Sea Powers may have in that sea in time of peace shall be limited as follows: 

(a) Except as provided in paragraph (b) below, the aggregate tonnage of the said Powers shall not exceed 30.000 tons; 

(b) If at any time the tonnage ot the strongest fleet in the Black Sea shall exceed by at least 10.000 tons the tonnage of the strongest fleet in that sea at the date of the signature of the present Convention, the aggregate tonnage of 30.000 tons mentioned in paragrahp (a) shall be increased by the same amount, up to a maximum of 45,000 tons. For this purpose, each Black Sea Power shall, in conformity with Annex IV to the present Convention, inform the Turkish Govrnment, on the 1 st January and the 1st July of each year, of the total tonnage of its fleet in the Black Sea; and the Turkish Government shall transmit this information to the other High Contracting Parties and to the Secretary-General of the League of Nations; 

(c) The tonnage which any one non-Black Sea Power may have in the Black Sea shall be limited to two-thirds of the aggregate tonnage provided for in paragraphs (a) and (b) above; 

(d) In the event, however, of one or more non-Black Sea Powers desiring to send naval forces into the Black Sea, for a humanitarian purpose, the said forces, which shall in no case exceed 8.000 tons altogether, shall be allowed to enter the Black Sea without having to give the notification provided for in Article 13 of the present Convention, provided an authorisation is obtained from the Turkish Government in the following circumstances: if the figure of the aggregate tonnage specified in paragraphs (a) and (b) above has not been reaached and will not be exceeded by the despatch of the forces which it is desired to send, the Turkish Government shall grant the said authorisation within the shortest possible time after receiving the request which has been addressed to it; if the said figure has already been reached or if the despatch of the forces which it is desired to send will cause it to be exceeded, the Turkish Go',ernment will immediately inform the other Black Sea Powers of the request for authorisation, and if the said Powers make no objection within twenty-four hours of having received this information, the Turkish Government shall, within forty-eight hours at the latest, inform the interested Powers of the reply which it has decided to make to their request. 

Any further entry into the Black Sea of naval forces of non-Black Sea Powers shall only be effected within the available limits of the aggregate tonnage provided for in paragraphs (a) and (b) above. 

(2) Vessels of war belonging to non-Black Sea Powers shall not remain in the Black Sea more than twenty-one days, whatever be the object of their presence there. 

Article 19.  

In time of war, Turkey not being belligerent, warships shall enjoy complete freedom of transit and navigation through the Straits under the same conditions as those laid down in Article 10 to 18. 

Vessels of war belonging to belligerent Powers shall not however, pass through the Straits except in cases arising out of the application of Article 25 of the present Convention, and in cases of assistance rendered to a State victim of aggression in virtue of a treaty of mutual assistance binding-Turkey, concluded within the framework of the Covenant of the League of Nations, and registered and published in accordance with the provisions of Article 18 of the Covenant. 

In the exceptional cases provided for in the preceding paragraph, the limitations laid down in Article 10 to 18 of the present Convention shall not be applicable. 

Notwithstanding the prohibition of passage laid down in paragraph 2 above, vessels of war belonging to belligerent Powers, whether they are Black Sea Powers or not, which have become separated from their bases, may return thereto. 

Vessels of war belonging to belligerent Powers shall not make any capture, exercise the right of visit and search, or carry out any hostile act in the Straits. 

Article 20.  

In time of war, Turkey being belligerent, the provisions of Articles 10 to 18 shall not be applicable; the passage of warships shall be left entirely to the discretion of the Turkish Government. 

Article 21.  

Should Turkey consider herself to be threatened with imminent danger of war she shall have the right to apply the provisions of Article 20 of the present Convention. 

Vessels which have passed through the Straits before Turkey has made use of the powers conferred upon her by tbe preceding paragraph, and which thus find themselves separated from their bases, may return thereto. It is, however, understood that Turkey may deny this right to vessels of war belonging to the State whose attitude has given rise to the application of the present Article. 

Should the Turkish Government make use of the powers conferred by the first paragraph of the present Article, a notification to that effect shall be addressed to the High Contracting Parties and to the Secretary-General of the League of Nations. 

If the Council of the League of Natiobs decide by a majority of two-thirds that the measures thus taken by Turkey are not justified, and if such should also be the opiniontdf the majority of the High Contracting Parties signatories to the present Convention, the Turkish Government undertakes to discontinue the measures in question as also any measures which may have been taken under Article 6 of the present Convention. 

Article 22.  

Vessels of war which have on board cases of plague, cholera, yellow fever, exanthematic typhus or smallpox or which have had such cases on board within the last seven days and vessels of war which have left an infected port within less than five times twenty-four hdurs must pass through the Straits in quarantine and apply by the means on board such prophylactic measures as are necessary in order to prevent any possibility of the Straits being infected. 

SECTION III.  

AIRCRAFT  

Article 23.  

In order to assure the passage of civil aircraft between the Mediterranean and the Black Sea, the Turkish Government will indicate the air routes available for this purpose, outside the forbidden zones which may be established in the Straits. Civil aircraft may use these routes, provided that they give the Turkish Government, as regards occasional flights, a notification of three days, and as regards flights on regular services, a general notification of the dates of passage. 

The Turkish Government moreover undertake, notwithstanding any remilitarisation of the Straits, to furnish the necessary facilities for the safe passage of civil aircraft authorised under the air regulations in force in Turkey to fly across Turkish territory between Europe and Asia. The route which is to be followed in the Straits zone by aircraft which have obtained an authorisation shall be indicated from time to time. 

SECTION IV  

GENERAL PROVISIONS  

Article 24.  

The functions of the International Commission set up under the Convention relating to the r6gime of the Straits of the 24th July, 1923, are hereby transferred to the Turkish Government. 

The Turkish Government undertake to collect statistics and to furnish information concerning the application of Article 11,12, 14 and 18 of the present Convention. 

They will supervise the execution of all the provisions of the present Convention relating to the passage of vessels of war through the Straits. 

As soon as they have been notified of the intended passage through the Straits of a foreign naval force the Turkish Government shall inform the representatives at Angora of the High Contracting Parties of the composition of that force, its tonnage, the date fixed for its entry into the Straits, and, if necessary, the probable date of its return. 

The Turkish Government shall address to the Secretary-General of the League of Nations and to the High Contracting Parties an annual report giving details regarding the movements of foreign vessels of war through the Straits and furnishing all information which may be of service to commerce and navigation, both by sea and by air, for which provision is made in the present Convention. 

Article 25.  

Nothing in the present Convention shall prejudice the rights and obligations of Turkey, or of any of the other High Contracting Parties members of the League of Nations, arising out of the Covenant the League of Nations. 

SECTION V.  

FINAL PROVISIONS  

Article 26. 

The present Convention shall be ratified as soon as possible. 

The ratifications shalli be deposited in the archives of the Government of the French Republic in Paris. 

The Japanese Government shall be entitled to inform the Government of the French Republic through their diplomatic representative in Paris that the ratification has been given, and in that case they shall transmit the instrument of ratification as soon as possible. 

A proce s-verbal of the deposit of ratifications shall be drawn up as soon as six instruments of ratification, including that of Turkey, shall have been deposited. For this purpose the notification provided for in the preceding paragraph shall be taken as the equivalent of the deposit of an instrument of ratification. 

The present Convention shall come into force on the date of the said proce s-verbal. 

The French Government will transmit to all the High Contracting Parties an authentic copy of the proce s-verbal provided for in the preceding paragraph and of the proces-verbaux of deposit of any subsequent ratifications. 

Article 27.  

The present Convention shall, as from the date of its entry into force, be open to accession by any Power signatory to the Treaty of Peace at Lausanne signed on the 24th July, 1923. 

Each accession shall be notified through the diplomatic channel, to the Government of the French Republic, and by the latter to all the High Contracting Parties. 

Accessions shall come into force as from the date of notification to the French Government. 

Article 28.  

The present Convention shall remain in force for twenty years from the date of its entry into force. 

The principle of freedom of transit and navigation affirmed in Article 1 of the present Convention shall however continue without limit of time. 

If, two years prior to the expiry of the said period of twenty years, no High Contracting Party shall have given notice of denunciation to the French Government the present Convention shall continue in force until two years after such notice shall have been given. Any such notice shall be communicated by the French Government to the High Contracting Parties. 

In the event of the present Convention being denounced in accordance with the provisions of the present Article, the High Contracting Parties agree to be represented at a conference for the purpose of concluding a new Convention. 

Article 29.  

At the expiry of each period of five years from the date of the entry into force of the present Convention each of the High Contracting Parties shall be entitled to initiate a proposal for amending one or more of the provisions of the present Convention. 

To be valid, any request for revision formulated by one of the High Contracting Parties must be supported, in the case of modifications to Articles 14 or 18 by one other High Contracting Party, and, in the case of modifications to any other Article, by two other High Contacting Parties. 

Any request for revision thus supported must be notified to all the High Contracting Parties three months prior to the expiry of the current period of five years. This notification shall contain details of the proposed amendments and the reasons which have given rise to them. 

Should it be found imposible to reach an agreement on these proposals through the diplomatic channel, the High Contracting Parties agree to be represented at a conference to be summoned for this purpose. 

Such a conference may only take decisions by a unanimous vote, except as regards cases of revision involving Articles 14 and 18, for which a majority of three-quartes of the High Contracting Parties shall be sufficient. 

The said majority shall include three-quartes of the High Contracting Parties which are Black Sea Powers, including Turkey. 

In witness whereof, the above-mentioned Plenipotentiaries have signed the present Convention. 

Done at Montreux the 20th July, 1936, in eleven copies, of which the first copy, to which the seals of the PlenipotenUaries have been affixed, will be deposited in the archives of the Government of the French Republic and of which the remaining copies have been transmitted to the signatory Powers. 

(L. S.) N. P. NICOLAEV 

(L. S.) Pierre NEICOV 

(L.S.) J. PAUL-BONCOUR 

(L.S.) H. PONSOT 

(L. S.) STANLEY 

(L.S.) S. M. BRUCE 

(L. S.) N. POLITIS 

(L. S.) Raoul BIBICA ROSETTI 

The undersigned, Plenipotentiaries of Japon, declare, in the name of their Government, that the provisions of the present Convention do not in any sense modify the position of Japan as a State not a member of the League of Nations, whether in relation to the Covenant of the League of Nations or in regard to treaties of mutual assistance concluded within the framework of the said Covenant, and that in particular Japan reserves full liberty of interpretation as regard the provisions of Articles 19 and 25 so far as they concern that Covenant and those treaties. 

(L. S.) N. SATO 

(L. S.) Massa-aki HOTTA 

(L. S.) N. TITULESCO. 

(L. S.) Cons. CONTZESCO 

(L. S.) V. V. PELLA 

(L. S.) Dr. R. ARAS 

(L. S.) Suad DAVAZ 

(L. ~r N. MENEMENCiOGLU 

(L. S.) Asim GÜNDÜZ  
   
(L. S.) N. SADAK 

(L. S.) Maxime LITVINOFF 

(L. S.) Dr. I. V. SOUBBOTITCH  

ANNEX I.  

1. The taxes and charges which may be levied in accordance with Article 2 of the present Convention shall be those set forh in the following tab  
le. Any reductions in these taxes or charges which the Turkish Goveri~ment may grant shall be applied without any distinction based on the flag of the vessel: 

Amount of tax or charge to be levied on each ton of netregister tonnage Francs gold 1  
 (a) Sanitary Control Stations 0.075  
 (b) Lighthouses, Light and Channel Buoys:  
       Up to 800 tons 0.42  
      Above 800 tons 0.21  
 (c) Life Saving Services, including Life-boats, Rocket Stations,  
  Fog Sirens, Direction-finding Stations, and any Light  
  Buoys not comprised in (b) above, or other similar  
  installations 0.10 

2. The taxes and charges set forth in the table attached to paragraph I of the present Annex shall apply in respect of a return voyage through the Straits (that is to say a voyage from the Aegean Sea to the Black Sea and return back to the Aegean Sea or else a voyage through the Straits from the Black Sea to the Aegean Sea followed by a return voyage into the Black Sea); if, however, a merchant vessel re-enters the Straits with the object of returning into the Aegean Sea or to the Black Sea, as the case may be, more than six months after the date of entry into the Straits for the outward voyage, such vessel may be called upon to pay these taxes and charges a second time, provided no distinction is made based on the flag of the vessel. 

3. If, on the outward voyage, a merchant vessel declares an intention of not returning, it shall only be obliged as regards the taxes and charges provided for in paragraphs (b) and (c) of the first paragraph of the present Annex, to pay half the tariff indicated. 

4. The taxes and charges set forth in the table attached to the first paragraph of the present Annex, which are not to be greater than is necessary to cover the cost of maintaining the services not be increased or added to except in accordance with the the provisions of Article 29 of the present Convention. They shall be payable in gold francs or in Turkish currency at the rate of exchange prevailing on the date of payment. 

5. Merchant vessels may be required to pay taxes and charges for optional services, such as pilotage and towage, when any such service shall have been duly rendered by the Turkish authorities at the request of the agent or master of any such vessel. The Turkish Government will publish from time to time the tariff of the taxes and charges to be levied for such optional services. 

6. These tariffs shall not be increased in cases in the event of the said services being made obligatory by reason of the application of Article 5. 

ANNEX Il  

A. STANDARD DISPLACEMENT  

(1) The standard displacement of a surface vessel is the displacement of the vessel, complete, fully manned, engined, and equipped ready for sea, including all armament and ammunition, equipment, autfit, provisions and fresh water for crew, miscellaneous stores and implements of every description that are intended to be carried in war, but without fuel or reserve feed water on board. 

(2) The standard displacement of a submarine is the surface displacement of the vessel complete (exclusive of the water in' non-watertight structure), fully manned engined and equipped ready for sea, including all armament and ammunition equipment, outfit, provisions for crew, miscellaneous stores and implements of very' description that are intended to be carried in war, but without fuel, lubricating oil, fresh water or ballast water of any kind on board. 

(3) The word ~on" except in the expression "metric tons" denotes the ton of 2.240 lb (1.016 kilos). 

B. CATEGORIES  

(1) Capital ships are surface vessels of war belonging to one of the two following sub-categories: 

(a) Surface vessels of war, other than aircraft-carriers, auxilliary vessels, or capital ships of sub-category (b) the standard displacement of which exceeds 10.000 tons (10.160 metric tons) or which carry a gun with a calibre exceeding 8 in. (203 mm.); 

(b) Surface vessels of war, other than aircraft-carriers, the standard displacement of which does not exceed 8.000 tons (8.128 metric tons) and which carry a gun with a calibre exceeding 8 in. (203 mm.). 

(2) Aircraft-Carriers are surface vessels of war, whatever their displacement, designed or adapted primarily for the purpose of carrying and opeI The wording of the present Annex is taken from the London Naval Treaty of March 25th, 1936. rating aircraft at sea. The fitting of a landing-on or flying-off deck on any vessel of war, provided such vessel has not been designed or adapted primarily for the purpose of carrying and operating aircraft at sea, shall not cause any vessel to fitted to be classified in the category of aircraft-carrier. 

The category of aircraft-carrier is divided into two sub-categories as follows: 

(a) Vessels fitted with a flight deck, from which aircraft can take off, or on which aircraft can land from the air; 

(b) Vessels not fitted with a flight deck as described in (a) above. 

(3) Light Surface Vessels are surface vessels of war other than aircraft-carriers, minor war vessels of auxiliary vessels,~the standard displacement of which exceeds 100 ton (102 metric tons) and does not exceed 10.000 tons (10.160 metric tons), and which do not carry a gun with a calibre exceeding 8 in. (103 mm.). 

The category of light surface vessels is divided into three subcategories as follows: 

(a) Vessels which carry a gun with a calibre exceeding 6.1 in. (155 mm.); 

(b) Vessels which do not carry a gun with a calibre exceeding  
6.1 in. (155 mm.) and the standard displacement of which exceeds  
3.000 tons (3.048 metric tons); 

(c) Vessels which do not carry a gun with a calibre exceeding  
6.1 in. (155 mm.) and the standard displacement of which does not exceed 3.000 (3.048 metric tons). 

(4) Submarines are all vessels designed to operate below the surface of the sea. 

(5) Minor War Vessels are surface vessels of war, other than auxiliary vessels, the standard displacement of which exceeds 100 tons (102 metric tons) and does not exceed 2.000 tons (2.032 metric tons), provided they have none of the following characteristics: 

(a) Mount a gun with a calibre exceeding 6.1 in (155 mm.); 

(b) Are designed or fitted to launch torpedoes; 

(c) Are designed for a speed greater than twenty knots. 

(6) Auxiliary Vessels are naval surface vessels the standard displacement of which exceeds 100 tons (102 metric tons), which are normally employed on fleet duties or as troop transports, or in some other way than as fighting ships, and which are not specifically built as fighting ships, provided they have none of the following characteristics: 

(a) Mount a gun with a calibre exceeding 6.1 in (155 mm.); 

(b) Mount more than eight guns with a calibre exceeding 3 in (76 mm.); 

(c) Are designed or fitted to launch torpedoes; 

(d) Are designed for protection by armour plate: 

(e) Are designed for a speed greater than twenty-eight knots; 

(f) Are designed or adapted primarily for operating aircraft at sea; 

(g) Mount more than two aircraft-lauching apparatus. 

 C. OVER-AGE  

Vessels of the following categories and sub-categories shall be deemed to be "over-age" when the undermentioned number of years have elap  
 sed since completion:  
 (a) Capital ships  26 years;  
 (b) Aircraft-carriers  20 years;  
 (c) Light surface vessels, sub-categories (a) and (b):  
  (i) If laid down before 1st January, 1920 16 years;  
  (ii) If laid down after 31st December, 1919 20 years;  
 (d) Light surface vessels, sub-category (c)  16 years;  
 (e) Submarines  13 years; 

ANNEX III  

It is agreed that, of the three over-age training ships, as indicated below, belonging to the Japanese Fleet, two units may be allowed to visit ports in the Straits at the same time.  
The aggregate tonnage sidered as being equivalent toof these two vessels shall in this case be con-15.000 tons. 

 9.240 lVx2O mm.  
Asama 20-X-1896 18-111-1899  
Xlix 150 mm. IV x 200 mm.  
Yakumo l-IX-1898 20-VI-1 900 9.010  
Xlix 150 mm.  
 9.180 IV x 200 mm.  
iwale Il-XI-1 898 18-111-1901  
XIV x 150 mm. 

ANNEX IV.  

1. The categories and sub-categories of vessels to be included in the calculation of the total tonnage of the Black Sea Powers provided for in Article 18 of the present Convention are the following: 

Capital Ships: 

Sub-category (a); Sub-category (b); 

Aircraft-Carrier: 

Sub-category (a); Sub-category (b); 

Light Surface Vessels: 

Sub-category (a); Sub-category (b); Sub-category (c); 

Submarines: 

As defined in Annex II to the present Convention. 

The displacement which is to be taken into consideration in the calculation of the tonnage is the standard displacement as defined in Annex II. Only those vessels shall be taken into consideration which are not over-age according to the definition contained in the said Annex. 

2. The notification provided for in Article 18, paragraph (b), shall also include the total tonnage of vessels belonging to the categories and subcategories mentioned in paragraph I of the present Annex. 

PROTOCOL  

At the moment of signing the Convention bearing this day's date, the undersigned Plenipotentiaries declare for their respective Governments that they accept the following provisions: 

(1) Turkey may immediately remilitarise the zone of the Straits as defined in the Preamble to the said Convention. 

(2) As from the 15th August, 1936, the Turkish Government shall provisionally apply the r6gime specified in the said Convention. 

(3) The present Protocol shall enter into force as from this day's date. 

Done at Montreux the 20th July, 1936. 

N. P. NICOLAEV 

Pierre NEICOV 

J. PAUL-BONCOUR 

H. PONSOT 

STANLEY 

S. M. BRUCE 

N. POLITIS 

Raoul BIBICA ROSETTI 

N. SATO (ad referendum) 

Massa-aki HOTTA (ad referendum) 

N. TITULESCO 

Cons. CONTZESCO 

V. V. PELLA 

Dr. R. ARAS 

Suad DAVAZ 

N. MENEMENCIOGLU 

Asim GÜNDÜZ 

N. SADAK 

Maxime LITVINOFF 

 

Atatürk’ün Çocukluk Arkadaşı Asaf İlbay Anlatıyor

Atatürk’ün His Tarafı… Asaf İlbay, birkaç hatırasını şöyle anlatmıştır: “Kararları ne kadar kat’i ve iradesi ne kadar kuvvetli ise, his tarafı da o kadar zengindi. Milli mücadeleden sonra, bir gece sofrada, çok sevdiği bir tayın ruam’a yakalanışını anlattı. Veterinerler yanına yaklaşmasını menetmişler. Ve öldürmek mecburiyetinde kalacaklarını bildirmişler. Nihayet o kadar ısrar etmiş ki, eldiven giyerek tay’ı okşamasına müsaade edilmiş.

Zavallı hayvanı okşarken gözyaşlarını tutamadığını söyleyen Gazi:

“ Çocuğum olmadığında hikmet ve isabet varmış, dedi. Eğer bir evlat kaybetmek felaketine uğrasaydım, kalbim elem ve kedere dayanamazdı.”

Atatürk’ün Din Telakkisi

“Atatürk’ün din telakkisini kat’i olarak pek az kimse öğrenebilmiştir. Orman çiftliğinde, baş başa kaldığımız bir gün, din hakkında ne düşündüğünü sordum. Bana dedi ki:

“Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak, birçok yabancı unsur, (tefsirler, hurafeler) binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamirde edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurma lüzumu hâsıl olacaktır.

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz din’e saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle, karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. Mültecilere asla fırsat vermeyeceğiz.

Bu yazıyı ve resimleri gönderen Ülkü Özen’e teşekkür ederiz.

Atatürk’e Gönderilen Bir Tablo (Atatürk’ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak’tan Hatıralar)

Atatürk gayet ince hisli ve müşfik bir insandı. Büyük zaferin henüz taze olduğu günlerde eski bir ahbabı İstanbul’dan kendisine bir tablo gönderdiğini bildirmişti. O zaman küçük bir bağ evi olan Çankaya köşkünde eşya namına öteden beri toplanmış birkaç basit parçadan başka bir şey yoktu. Hele tablo… Diğer taraftan Atatürk güzel eşyaya çok meraklıydı. Reisicumhur (Cumhurbaşkanı) olduktan sonra dahi evini mutlaka kendisi, çok büyük zevkle tanzim ederdi. Ve bu sırada yanında bulunanların hepsini eşya taşıyıp kaldırmakta kullanırdı. Bu itibarla gelecek hediyeden çok memnun olmuştu. Sabırsızlıkla bekliyordu.

Nihayet sağlam bir sandık içinde hediye geldi… Köşke götürdük. Antrede sandığı açmakla meşgul olan adamların önünde beklemeye başladı… Sandık açıldı, tablonun üzerindeki talaşlar boşaltıldı, eser meydana çıktı… Bunun üzerine Atatürk’ün yüzü karıştı. Ayağa kalktı ve bağırdı:
“-Kapatın vekaldırın şunu…Ne iğrenç manzara…Gönderenin şaşarım aklı perişanına…Ahmak
“-Sinirlendiği vakit hep böyle söylerdi.-
Tablodaki manzara şuydu: Yerde Yunanlı bir efzun neferi sırtüstü yatıyordu. Fesli bir Osmanlı askeri göğsüne basmış aynı zamanda süngüsünü saplamış. Kan akıyor.
Bu tablonun 1897 Osmanlı-Yunan muharebesi esnasında bir ressam tarafından yapılıp Abdülhamit’e takdim edilmiş olduğunu sonradan öğrenmiştim. Herhalde gönderen zatın, bunu o zamanki vaziyete uygun bir hediye olarak pek beğenmiş olduğu belliydi. Fakat eserin akıbeti sahibinin düşündüğü gibi olmadı. Sandık tekrar kapatıldı ve tavan arasına kaldırıldı. Senelerden sonra ben köşkten ayrıldığım zaman sandık hala oradaydı.

(Hasan Ziya Soyak, Atatürk’ün en çok güvendiği insanların başında gelir. Milli mücadele yıllarından ölümüne kadar evvela Hususi Kalem Müdürü ve sonra Umumi kâtibi olarak yanında çalıştı. Pırlanta gibi temiz, dürüst tok sözlü bir insandır. Hatıraları tarih için büyük kıymete haizdir)
Atatürk Kütüphanesi:8
“ Yakınlarından Hatıralar” alıntı
Okuduğum bu anıyı ve yağlıboya tekniğiyle yaptığım, Atatürk ( Bu resimde Atatürk Ege Vapuru ile Trabzon yolunda gazeteleri okurken görülmekte-Karadeniz 27–11–1930) tablomu sizlerle paylaşmak istedim.

 

Atatürk’le İlgili Cevat Abbas Gürer’den Bazı Hatıralar

Bir ağaç dibinin toprağını kabartan ve o civarda yalnız çalışan bir işçinin önünde Atatürk durdu. İşçiye o kadar yakındı ki, çapasının kalkıp inmesinden fırlayan toprakların küçük parçaları Atatürk’ün, zarif, düzgün ayakkabılarını okşuyordu. Önünde duran, karşısına dikilen bu vakitsiz Zaire işçi bakmadı bile. Bu vaziyette epeyce sessiz durduk ve seyrettik. İşçi ne kendine ne de çapasına bir an dinlenme fırsatı vermiyordu. Atatürk’ün:

—Nerelisin çocuğum?
Suali işçiyi doğrulttu; çapasını yere dayattı.
—Kastamonuluyum beyim!
—Kastamonu’nun içinden misin?
—Hayır köyündenim.
Askerlik yaptın mı?
—Yapmaz olurmuyum?
—Harp gördün mü?
— Sakarya muharebesinde bulundum. İzmir alındıktan birkaç ay sonra tezkere aldım.
Pehlivan yapılı Sakarya gazisinin cevabından haz ve zevk duyduğu, fakat kendisini tanıtmak istemediği için olacak Atatürk’ün işçiye son sorgusu:
—Sen güreşirmisin?
Oldu. Bu suale kadar ciddi bir çehre ile gözünü kırpmadan cevaplarını veren işçi gülümseyerek mütevazı bir tavır aldı ve:
—Güreşmezmiyim?
Dedi. Ne yalan söyleyeyim, toprağı çapalarken, yeri sarsan darbelerine şahit olduğum otuz, otuzbeş yaşlarında gürbüz yaradılışlı, pişkin vücutlu, yay gibi atik ve tetik bakışlı, çelik bilekli Kastamonulu ile güreşmemi Atatürk’ün teklif edeceğinden heyecana düşmüştüm.
Bereket versin başını gülerek bana çeviren Atatürk gözlerini kırptı ve işçiye dönerek:
—Benimle de güreşir misin? Dedi.
Ben işçiye büyük muhatabını anlatabilmek imkânını ararken Atatürk:
—Bırak çapanı ileri gel! Emrinde bulundu.
—Bu emre tereddütsüz tebaiyet eden Kastamonulu çapasını bıraktı. İlerledi el ense etmeye hazırlandı. Ben seri bir vaziyette işçinin arkasına geçerken Atatürk ile Kastamonulu güreşe tutuşmuşlardı.
Atatürk’ü bütün ciddiyet ve var kuvvetiyle saran ve sarsan Kastamonu’ludan kurtarmak için, Atatürk’e göstermeden ve hissettirmeden bir çelme attım, Kastamonu’lu yere yıkıldı.
Fakat hemen ayağa kalkan işçi mağlubiyetini saymadı. Kısa bir münakaşa oldu. Müşkül vaziyetteydim. İşçinin bir ayağının dayandığı toprağın kaymasından dolayı yıkıldığına, yoksa benim hiç müdahalem olmadığına dair teminat verdim.
Atatürk’le işçisi tekrar güreşmek üzere birbirlerinden ayrılabildiler. Kastamonu’lu katiyen Atatürk’ü tanımamıştı. İşçiden beş on adım uzaklaştıktan sonra, ufak bir mükâfat vermek için Atatürk’ün müsaadesini istedim. Bu gibi vaziyetlerde cömert olan Atatürk’ün:
—Bir lira ver!

demesi hayretime mucip oldu. Teveccüh ve muhabbetine güvenerek:
—Biraz sonra zatı devletlinizin kim olduğunu öğrenecektir. Tok gözlü anlının teriyle kazanmaya alışmış olan bu yurttaş, sizin lutfunuzu hatıra olarak salkıyacaktır. Bari işine yarayacak miktarda verirsek sevindirmiş oluruz, mütalaasında bulundum; Atatürk gülerek, çok manalı kaşlarını çatarak:
—Bir lira yüz kuruştur, az mı? Buyurdular
—Evet, yüz kuruş işçinin bir günlük yevmiyesidir. Cevabında bulunarak sustum. Atatürk:
Öyle ise on yevmiye ver! Emrinde bulundular.
—Döndüm Kastamonuluya yaklaştım. On lirayı kendisine uzatırken işçi:
—Bu parayı niçin bana veriyorsun?
—Sualinde bulundu. Koca Türk’ün sebepsiz para almayacağını hissettiğimden:
—Mintanınız biraz yırtıldı da yenisini alırsın.
Diyerek parayı kabul ettirebildim. Bu hareket tarzımızdan merakı artan işçi:
—Siz kimsiniz beyim? Dedi. Cevaben:
—Ben tüccarım. Fakat güreştiğin bey bu çiftliğin sahibidir.
Diyerek Atatürk’ü tanımayı işçinin zekâsına bıraktım ve büyük adama yetişmek üzere acele yanından ayrıldım.
Onbeş yirmi dakika sonra aynı yoldan dönüyorduk. Kastamonu’lu işçi bizi görür görmez koşarak yanımıza geldi, heyecanını saklayamıyordu. Hemen Atatürk’ün ellerine sarıldı ve öptü. Yüreğinin bütün samimiyetiyle:
—Demin Atamı tanıyamadım. Beni affet. Hiç ben sizinle güreşebilirmiyim? Dedi. Atatürk:
—Zararı yok. Şimdi burada ikimizde biriz. Devlet ve millet işleri başında ben senin, büyüğünüm, babanım.
Buyurdular ve işçiyi okşadılar, işinin başına yolladılar.

 

 

 

Kösedağ’ı – Sivas Efsaneleri

Sivas’ın 80 km kadar doğusunda, Suşehri ovasında sıralanan dağlar içinde, diğerlerinden sıyrılan Kösedağ, 1246 yılında yapılan savaşın izlerini taşır. Kösedağı’na adını veren şahsın efsanesi şöyledir:

Efsane: Suşehri’nde çok zengin bir çiftlik ağası kendisine kâhya aramaya başlamış. Zeki olup olmadıklarını sınava tabi tutarak anlayacakmış. Etrafa tellallar çıkararak kâhya olma isteyenlerin belirli bir günde çiftliğe toplanmaları gerektiğini duyurmuş. Birçok insan Ogün çiftliğe gelmiş. Ağanın yanına girenler hep kafası önde, düşünceli olarak dışarı çıkıyormuş. En son olarak 40–50 yaşlarında; perişan giyimli bir köse içeri girmiş. Ağa:
—Ben sana bir tane koyun vereceğim; ama etinden et, sütünden süt, derisinden de başıma börk isterim. Aynı zamanda bu işten sen nasıl karlı çıkarsın?
Köse düşünmüş, sorunun cevabını bulamamış. Ama bu işe çok ihtiyacı olduğu için:
—Sizden bir hafta mühlet istiyorum; bir hafta sonra bu işi nasıl yapacağımı size anlatacağım, demiş.
Kimse soruyu cevaplayamadığı için ağa, köseye bir hafta izin vermiş.
Köse, dışarı çıktıktan sonra düşünceli düşünceli köyüne doğru yola çıkmış. Yolda pazardan dönmekte olan yaşlı bir adama rastlamış. Ve yol arkadaşı olmuşlar. Adamın köyü dağın arkasında imiş. Aşmaları gereken yüksek bir dağ varmış. Yaşlı adam sıcaktan bunalmış ve yol yürümekten yorulmuş bir halde:
—Bu dağı nasıl aşacağımı bilmiyorum, demiş.
Köse:
—Ya ne olacak, dağın yarısına kadar ben seni sırtıma alırım, yarısından sonrada sen beni sırtına alırsın geçer gideriz demiş.
—Yaşlı adam,”Köse benimle dalga geçiyor herhalde”diye düşünmüş. Ben kendimi taşıyamıyorum, onu nasıl taşıyayım diye hayıflanmış. Konuşa konuşa yollarına devam etmişler.
Dağın yarısına kadar gelince ihtiyar adam, köseyi sırtına almamak için iyice suratını asmış. Köse’nin de zaten ihtiyar adamın sırtına binmeye hiç niyeti yokmuş. Sonunda dağın zirvesine çıkmışlar. Her taraf yemyeşilmiş… Buğdaylar daha yeni başağa durmaya başlamış.
İhtiyar adam, Köse’ye dönmüş:
—Bu tarlalar hep bizim köyün demiş. Kendi tarlalarını göstermiş.
Biraz yürüdükten sonra Köse sormuş.
—Bu tarlaların hepsi sizin mi?
İhtiyar adam cevap vermemiş. Biraz daha yürümüşler. İhtiyar adam mezarlığı göstererek:
—Bak köye iyice yaklaştık, şu mezarlık bizim köyün mezarlığı, demiş.
Köse sormuş:
—Bu mezarlıkta yatanların hiç biri yaşıyor mu?
Bu soru üzerine ihtiyar adam iyice sinirlenmiş. Köseyi evine misafir etmek istememiş. Ama Köse, ihtiyarın peşine takılıp evine gitmiş.
Evin kapısını güzel bir kız açmış. Köse ve ihtiyar adam içeri girmişler. Kız kösenin, elini öpmüş, babasından eşyaları alarak içeri götürmüş. Hemen ayran yapıp getirmiş. Köseye ve babasına ikram etmiş. Bakmış babası, Köseye soğuk davranıyor, Köseyle konuşmuyor…
Babasını diğer odaya çağırıp sormuş:
—Seninle birlikte evine gelen misafire neden böyle soğuk davranıyorsun?
Kızın babası, Köseyle yolda karşılaştıkları andan itibaren olan olayları anlatmaya başlamış. Köse meraklanmış, kapıyı dinlemeye başlamış. Adamın içerden sesi geliyormuş:
—Ben o sıcakta dağı aşmanın zor olduğunu söyledim. Köse bana, “dağın yarısına kadar ben seni taşırım, yarısından sonrada sen beni taşırsın”dedi. Utanmadı mı benim gibi yaşlı bir adamın sırtına binmeyi düşünmeye?…
Kız:
—Baba ne var bunda kızacak? Sen yanlış anlamışsın. Adam,”Biraz sen konuşursun, biraz ben konuşurum yol çabuk biter”demek istemiş.
İhtiyar adam:
—Peki, ben ona bizim tarlaları gösterdim. O, bana”Bu tarlaların, yarıcısı var mı? Hasadın hepsini siz mi alıyorsunuz, yoksa yarısını Ağa’ya mı veriyorsunuz? Diye sormuş.
Yaşlı adam yavaş yavaş sakinleşmeye başlamış. Kızına tekrar sormuş:
—Peki, mezarlığı gösterdim.”Burada yatanların içinde yaşayan var mı?”diye sordu. Demiş.
Kız.
—Babacığım, Köse Emmi sana ölen insanların içinde ölmeden önce hayrına köprü, yol gibi şeyler yaptırıp adını yaşatan var mı? Diye sormuş.
Yaşlı adam bunu duyunca hemen Köse’nin boynuna sarılıp af dilemiş.
Köse, kızın bilgisine hayran kalmış ve Ağa’nın kendisine sorduğu soruyu kıza sormuş.
Kız:
—Bu çok kolay. Git, Ağa’ndan iyi cins bir koyun iste. Koyun ikiz doğurur. Koyunun sütünden Ağa’ya verirsin. Kuzunun birini keser etini Ağa’ya verirsin. Diğerini de keser Ağa’nın başına börk yaparsın. Koyunda sana kar kalır, demiş.
Köse, ertesi sabah Ağa’nın yanına gitmiş. Kızın söylediği şeyleri söylemiş. Ağa bunu kimden öğrendiğini sormuş. Köse başından geçenleri anlatmış.
Ağa hemen atları hazırlatıp Köse’yle birlikte o kızın evine gitmişler. Kızı kendi oğluna almış. Köse’ye yüklüce para vermiş. Karşıdaki dağa bakarak:
—Bu dağın adı, benim evime böyle bir gelin gelmesini sağlayan adamın adı olsun. Bundan böyle bu dağın adı Köse Dağı’dır, demiş.

Halk Bilimi Araştırmacı, Yazar Kutlu Özen(Sivas Efsaneleri)

Çoban Baba – Gölova Efsaneleri

Çoban Baba, Çobanlı köyünde metfundur(gömülmüş). Suşehri-Erzincan karayolu üzerindeki küçük kayalık bir tepede yer alan türbe, kare planlı olarak inşa edilmiştir. Türbenin içerisi, doğu ve batı yönünde yer alan küçük pencerelerle aydınlatılmaktadır. Türbede Çoban Babaya ait bir sanduka bulunmaktadır. Türbe, Çobanlı ırmağı vadisinde yer almaktadır.

Efsane(1): Yavuz Sultan Selim Mısır Seferi(1516–1518)’ne giderken orduyu Çobanlı civarında konaklatır. O yörenin ileri gelenini sorar. “Çoban Baba”, derler. Çoban Babayı sesleten Padişah, orduya ne verebileceğini sorar. Çoban Baba.
—Et keserim, Sultanım, der.
Otağdan çıkar. Peşinden de etlerden çıkan kemikleri kendisine iade etmelerini söyler. Bir tek koyunla bir orduyu doyurur. Padişahın yakınındakiler:
-Sultan’ım  bu adam müneccim…Hiçbir koyunla bir ordu doyurulur mu?…Derler.
Padişah koyunun aşık kemiğini saklar. Allah dostu olan, gönül gözü açık Çoban Baba:
—Sultan’a söyleyin, aşık kemiğini saklamasın, diye haber gönderir.
Bunun üzerine Padişah, Çoban Baba’nın Evliyaullah olduğunu anlar. Gelir Çoban Baba’nın elini öper. Sefer’de zafere ulaşıp ulaşamayacağını sorar. Çoban Baba:
—Gazan mübarek olsun; Allah seninle beraberdir… Cihadın haktır, der.
Mısır feth edilir; dönüşte Padişah, Çoban Babaya uğrar. Hakkın rahmetine kavuştuğunu öğrenince, şu andaki ırmağın içinde bulunan türbeyi kesme taştan inşa ettirir. O gün, bu gün yıllara meydan okuyan bu türbe ve Çoban Baba Hazretleri, Dumanlı dağlarından, Kızıldağ’ın Ürüskü deresinden gelen sellere adeta Cenab-ı Allah’ın kudretini haykırır…
Efsane(2):Çoban Baba’ya ait ikinci bir efsane de Fatih Sultan Mehmet etrafında oluşmuştur. Efsanenin konusu şöyledir:
Gölova’ya bağlı Çobanlı köyünde yatan Çoban Baba, yaşlı, aksakallı, güçlükle yürüyebilen bir Anadolu erenidir. Uzun Hasan’la savaşmak için sefere çıkan ordu(1473), Niksar ve Koyulhisar üzerinden hareket ederek bugünkü Çobanlı köyüne varır. Çoban Baba Fatih Sultan Mehmet’in huzuruna çıkar. Orduya ziyafet vermek istediğini söyler. Çoban Baba’nın bu isteğini padişah kabul eder. Çoban Baba bir koyunla çadırın önüne gelir. Bunu kesip pişirir. Besmele çekerek ilk lokmayı kendisi alır, diğer lokmayı sırasıyla Padişah’a ve vezire verir. Sonra bütün askerlere dağıtır. Kısacası bir koyunun eti ile tüm Osmanlı ordusu doyar. Padişah da karşısındaki kişinin bir çoban değil de bir ermiş kişi olduğunu anlar ve hayır duasını alır.
Efsane(3):Yavuz Sultan Selim, 1514 yılının temmuz ayında Çaldıran seferine çıkar. Sivas’ın Suşehri yakınlarına geldiği zaman, yorgun ordusuna burada kısa bir mola vermeyi düşünür. Tam bu sırada yaşlı bir çobanın koşa koşa yanına gelmekte olduğunu görür. Atının dizginlerini çekerek:
—Merhaba, çoban baba bu telaşın nedir? Diye sorar.
Çoban, selamı selamla karşılar.
—Sulağımıza hoş geldin Sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire konuk olursan gönül alırsın, der.
Yavuz cevap verir:
—Ben tek başıma değilim ki Çoban Baba… Ardımda koca bir ordu var.
Çoban tevekkülle boynunu büker:
—Allah kerim… Hele sen bir mola ver; konuk kısmetiyle gelir.
Yavuz, “Bunda bir hikmet var” diyerek atından iner. Bir subaşına çadırlar kurulur; mola verilir.
Çoban,  sürüsünden dört koç seçerek keser; derisini yüzer, kazanlara doldurur. Az sonra da sofrayı hazırlar; onları buyur eder:
—Buyurunuz yalnız bir şartım var; yemek yerken kemikleri atmayınız.
Yenilir, içilir, sofra bereketle taşar, boşalan kazanlar yine dolar. Yemekten sonra kemikleri toplayan çoban, bunları derilere doldurur, bir dua eder. Boynuzlu dört koç silkinerek ayağa kalkar, koşarak sürüye karışırlar. Ama bir tanesi topallar. Çoban:
—Sultanım, bir kemik eksik; koç bunun için topallıyor, der.
Yavuz, koynundan bir aşık kemiği çıkarır.
—İşte şu kemik… Seni denemek istedim. Sen gerçek bir erensin… Sen sürünün çobanısın, ben de Osmanlı’nın çobanıyım, der. Çoban Babaya iltifat eder.
Çoban Baba da:
—Zafer senindir Sultanım; haydi yolun açık olsun, der; padişahı uğurlar.
Suşehri’nin Çobanlı Yaylası’nda sık sık bu efsane söylenir; Çoban Baba türbesi ziyaret edilir.
 

Halk Bilimi Araştırmacı Yazar-Kutlu Özen (Sivas Efsaneleri-s113–115)

Atatürk Türk köylüsünü nasıl “Efendi” yapmak istiyordu?

İlmi, içtimai, siyasi alanda Atatürk’ün anlaşılmamış tarafı varmıdır?
—Vardır. Atatürk’ü herkes anlayamadı ve anlayamazdı. Çok büyüktü. Biz faniler, ona erişemezdik ve anlayamazdık. Bizim onda gördüğümüz lüzumsuz pek ufak teferruattı: Rakı içmesi, neşesi, şusu busu. Çünkü biz daha yukarı çıkamayız.
Bir defa Atatürk, son derece demokrattı. Herkesin diktatör demesine rağmen Atatürk sonsuz demokrattı.

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt mebusu Mahmut, Ruşen Eşref bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi gün Büyük Millet Meclisinde okuyacağı nutku hazırlıyordu. Mahmut’la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da “Ne dersin?”diye soruyordu. Ben ne diyebilirdim? Hiç!..Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:
Bu memleketin efendisi kimdir?
Düşündüm. Cevabı O verdi.
—Türk köylüsüdür, dedi.
Ve devam etti:
—Türk köylüsünü “efendi”yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez.
Birde hatıra anlattı:
—Ben, dedi. Bulgaristan’da ateşemiliterdim. Tedansanlı bir pastanede oturmuştum. İçeriye, temiz giyinmiş, ayağı çarıklı bir Bulgar köylüsü geldi, oturdu. Masaya vurdu. Kimse aldırış etmedi. Hatta bir an evvel gitmesini arzu eden bir yüz gösterdiler. Bir daha vurdu; ayağını da vurdu. Garsonlar geldi ve:
—Burası sizin için değil, dediler. Nihayet patron geldi. “Çık buradan” dedi: Köylü:
—Kimi ve nereden kovuyorsun? Bulgaristan benim sabanımla ve tüfeğimle yaşıyor, utanmaz diye bağırdı. Polis çağırdılar. Onada aynı cevabı verdi. Polis bir şey yapamadı, dışarı çıkıverdi, ve pasta reçel getirdiler.
İşte, dedi. Türk köylüsünü bu hale getireceğiz.
Bir hatıra daha:
Bir gece idi. Yaver geldi. Zannederim yaver Naşit idi. Atatürk’e bir telgraf verdi. Atatürk’e bir telgraf verdi. O sırada Yunanlılarla dehşetli harp oluyordu. Atatürk telgrafı okudu. Telgraf İzmit cephesinden geliyordu. Gece yarısı idi. Atatürk:
—Bu telgraf yanlıştır. Dedi.
Yaver bitişikteki telgrafhaneye gitti, tekrar geldi ve:
—Doğrudur; cevabını verdi.
Atatürk:
—Eğer bu telgraf doğru ise, biz burada duramayız, dedi.
Yaver tekrar gitti ve geldiği zaman:
—Kumandan telgrafı yanlış vermiş, dedi.
Atatürk, işte böyle idi. Karanlıklar içinde beş yüz kilometre ileriyi şimşek gibi gözleriyle deler ve görürdü. Ben, bu vakaların şahidiyim.
Atatürk, çok Türkçü idi;o muhakkak!.Bir gün,beraber oturuyorduk. Merhum Nuri Conker bize, şaka ettiğini işaret ederek:
—Canım, dedi Türklük mülklük ne imiş? Zaten bütün insanlar birbirine karışmıştır. Bunun artık Türkü, Acemi, Fansızı, Rusu olur mu?
Atatürk, hepimizden çok sevdiği arkadaşı, Nuri Conker’e:
—Bana bak Nuri. Her şakana eyvallah ama Türklüğüme ilişme! Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir, dedi.
—Sizce Atatürk’ün lider, inkılâpçı olarak ve ilmin inkişafı hususundaki rolü nedir?
—Çok büyüktür. Bir defa, öz Türkçeyi ortaya atması büyük bir eser; çok büyük bir harekettir. Çünkü bizi bu suretle, benliğimize getirdi. Yarı Arap, yarı Farsça, yarı Frenkçe bir dille bir millet, millet olamaz. Tarihe bakınız; dilini kaybetmiş hangi millet “Ben, varım!” diyebiliyor.
Sonra, Latin harflerini ortaya koyması en büyük bir eserdir. Bugünle yarının, geçmişin kötülükleriyle arkasını kırıp attı ve ileriyi gösterdi.
Şunuda ilave edeyim ki, Atatürk maziden hoşlanmaz bir adam değildi. Mesela: Cengiz’i, Aksak Timur’u, Yıldırımı, Fatih’i çok metheder ve sofrasında ekseri bunlardan bahsederdi. Yıldırım için bir defa şunu söylediğini hatırlıyorum:
—Bir gün ressamlar kahramanlık simasını kaybederlerse, Yıldırım’ı alsın yapıversinler.
Aksak Timur’u da çok akıllı bulurdu. Ve bir gün şunu da dediğini hatırlarım:
—Ben, dedi. Timur zamanında olsaydım, onun yaptığını yapabilir mi idim; onu söyleyemem fakat o benim zamanımda olsaydı, belki daha fazlasını yapabilirdi.
Bayan Afet te bu konuşmada beraberdi.
—Atatürk’e ait, neşredilmemiş ve tarihi bir belge teşkil edebilecek hatıralarınız varmıdır?
—Bu vesikayı üçüncü sorunuzda söyledim. Elimde bulunanlardan başka kuvvetli vesika yok. Şunu da söyleyeyim: Erzurum ve Sivas kongrelerinde iki hadisenin vesikası bendedir. Fakat yanımda değil; Ankara’dadır. Bir gün size veririm.
Bir gün, Erzurum kongresinde şimdiki muhterem mebus Bay Mazhar Müfit Kansu Atatürk’e:
—Bu hareketin sonu ne olacak, demiş.
Atatürk şu cevabı vermiş:
—Ne olsun, istiyorsun?
Mazhar Müfit:
—Cumhuriyete mi gidiyoruz?
Atatürk:
—Bunda şüphe mi var?

Mahmut Esat Bozkurt’un anılarını , Atatürk ve Afet İnan konulu 50×70 boyutundaki yağlıboya çalışmamı sizlerle paylaşmak istedim.

Erzen Hatun Kümbeti

Ahlat kümbetlerinin en süslüsüdür. Üzerindeki yazıta göre Karakoyunlu Emir Ali,kızı Erzen
Hatun için 1396-1397’de yaptırmıştır. Kümbet  iki katlı olup alttakabirler, üstte ise türbedarların beklemesine ve duaya mahsus yer bulunmaktadır. Çapraz tonozla örtülü  kare planlı mezar odası üstünde, dıştan  onikigen  içten dairesel planlı gövde yükselir. Ahlat kümbetlerinde bu kadar çok zengin motifin bir arada bulunduğu başka bir eser yoktur.

 
Bu yazı ve resimler www.ahlat.gov.tr (Ahlat Belediyesi’nin) izni ile yayınlanmıştır.