Makedonya Manastır

17 Mayıs 2013 Cuma(4.Gün)

Ohri’de yaptığımız sabah kahvaltısından sonra taksi ile 50 MKD ödeyerek otogara geldik.320X2=640MKD ödeyerek ve gidiş dönüş bileti alarak Manastır’a hareket ettik. Yolculuk iki saat sürdü.

Manastır’da Atatürk’ün okuduğu Askeri İdadi bulunuyor. Otobüs bizi tam İdadi’nin önünde bıraktı. Okul bugün müzeye çevrilmiş ancak çevresi çok bakımsız. Müzeye giriş ücreti hayli pahalı. İçerde Atatürk’e ait eşyalar ve resimler var. Müzeyi gezdikten sonra yürüyerek şehir merkezine gittik.

Manastır küçük bir kasaba. Ana cadde boyunca kafeler sıralanmış. Kafelerin çevresi çiçek saksıları ile süslenmiş. Merkezde Yenicami var.Yenicami şu anda kapalı. Biraz ilerde TİKA’nın restore ettiği İshak Bey Camisini ancak dıştan görebiliyoruz. Daha sonra bedesteni gezdik. Dükkânlar çok eski ve çoğu kapalı. Daha sonra eski çarşıda bulunan Reşat adlı köftecide nefis bir yemek yiyiyoruz.200 MKD ödüyoruz. Günlerden cuma olduğundan cuma namazı için Hasan Baba Camisine gidiyoruz. Namazdan sonra şehir merkezine dönerek 30 metre yüksekliğinde saat kulesini görüyoruz. Üzerindeki saat 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından değiştirilmiş ve yerine yenisi koyulmuş. Sokağın başında ilgimizi tarihi bir ev çekti. Bu evin Atatürk’ün ilk aşkı Karinte’ye ait olduğunu söylediler.

Eski çarşının ortasında bir caminin minaresi görünüyor. Fakat her tarafı dükkanlarla çevrili olduğundan giremiyoruz.

Saat 16.oo da Ohri’ye dönmek üzere indiğimiz noktadan otobüse biniyoruz. Garajdan 50 MKD vererek kaldığımız Naim Pansiyona geldik.

Balkanlar Makedonya Kalkandelen(Tetova)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Makedonya’nın üçüncü büyük şehri olan Kalkandelen(Şu andaki ismi Tetova) Şar Dağları eteklerinde ve Vardar Ovasında kurulmuş olup Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli bir tarım, ziraat ve ticaret merkeziymiş.

Üsküp’te Matka Kanyonunu gezdikten sonra şehir içinde bulunan otobüs garajına geldik. Kişi başı 61 Makedon dinarı yani 1 Euro vererek saat 16.00 otobüsüne bilet aldık. Tetova’ya Rule otobüs firması çalışıyor. Çok sık otobüs var. Üsküp – Tetova arası 38 km. Kalkandelen merkezde Turkısh Wedding yazılı bir tabela görünce şoförden bizi indirmesini istedik. Sahibi Bursa’lı imiş. Bize şoförü ile arabasını tahsis etti. Şoför bizi önce Harabati Baba tekkesine götürdü.

15.yüzyılda Bektaşi Sersem Ali Baba tarafından 1538 yılında yapılmış olan tekke merkeze 1,5 km. mesafede. Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri olup Macaristan seferinden dönerken buraya uğrayan Server Ali Paşa buradan çok etkilenmiş ve tüm rütbelerini atarak bu tekkede derviş olmuştur. Daha sonra bir dönem İstanbul’a çağrılınca yerine Harabati Baba geçmiş ve tekke de Harabati Baba Tekkesi diye anılmıştır. Balkan Savaşlarına kadar açık olan tekke, geniş bir alana yayılmıştır. Burada bir mescit, Sersem Ali Baba Türbesi, Harabati Baba Türbesi, dervişler mutfağı, ahır ve ambarlar var. Ambarlar müzeye çevrilmiştir. 1992 yılında bir gurup Bektaşi buraya yerleşmiş.2002 yılında bu tekkeye düzenlenen saldırıda Derviş Tahir Emini vefat etmiştir. Binalardan birisini de Recep Paşa verem olan kızı için yaptırmış. Oradaki 4 kapı 4 kitabı temsil ediyormuş.

Alaca Camisi şehirdeki en ünlü ve önemli cami olup 1495 yılında yapılmış. Paşa ve Boyalı Cami olarak da anılıyor. 15.yüzyılın sonlarında inşa edilen cami iç ve dış süslemeleri ile Makedonya Cumhuriyetinde, Osmanlı dönemini yansıtan görkemli örneklerin başında gelmektedir. Bugün cami, dini, kültürel ve eğitim faaliyetlerini devam ettirmektedir. Pena Nehrinin sağ yakasında, köprünün yanıbaşında, Eski Hamam’ın yakınında bulunan cami, Kalkandelen şehrini sembolüdür. Minare türbe, çeşme ve mezar taşlarını avlusunda bulunduran cami bir külliye niteliğindedir. Caminin mimari özellikleri, iç ve dış dekorasyonu 19 yüzyıl ilk yarısına(1833–34) yıllarına aittir.

Alaca Camisi,17.yüzyıl sonlarında Kalkandelen’de meydana gelen bir yangın sonunda, büyük hasar görmüş; 1833 yılında Kalkandelen mutasarrıfı, Abdurrahman Paşa tarafından onarılmıştır. Camiyi diğer camilerden farklı kılan özelliği, sadece iç duvarları değil, dış duvarları da bir karış boşluk bırakılmadan solmayan renklerle boyanmış olmasıdır. Caminin son cemaat yeri, kuzey cephesinde bulunmaktadır. Caminin kubbeleri Türk usulü kiremitlerle kaplıdır.

Caminin dış cepheleri dörtgen şeklinde renkli kalem işi ile süslenmiş; iç mekanında ise yıldız ve çember motifli canlı renklerin hakim olduğu desenler göze çarpmaktadır. Kalem işlerinde fresko tekniği kullanılmış, iki sırada yerleştirilen işlemeli demir rezvenli pencereler de caminin süslemesini bir kat daha zenginleştirmektedir. İç mekandaki süslemeler arasında narin sanatsal özelliklerin hakimiyeti, stilize edilmiş geometri, floral ve arabesk süslemeler de ilgi çekmektedir.

Mihrab ve minber, beyaz mermerden süslemelidir. Mahfil birbirinden ayrı olduğu görünümünü sağlayan, üç yarım çember şeklinde sarılmış balkonlarla yapılmıştır. İç dekorasyonda Balkanlar’da benzerine rastlanmayan, Mekke manzaralarının çizilmiş olması dikkat çekmektedir. Alaca Camisinin iç ve dış dekorasyonu Debre’li tanınmış ustalar tarafından yapılmıştır.16.yüzyılda inşa edilen cami avlusundaki türbe, mimari özellikleri ile Osmanlı dönemini yansıtmaktadır. Türbe Kalkandelen’in idarecisi olan Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmıştır. İçindeki iki mezarın bu camiyi yaptıran Hurşide ve Mensure adlı iki kız kardeşe ait olduğu söylenmektedir.

Alaca camisi, kırmızının hakim olduğu renkli süslemeleri, ince el işçiliği ve meşhur türbesi ile çevreye de ayrı bir güzellik kazandırmaktadır. Camide akşam namazını kıldıktan sonra imam ve müezzin bize bu bilgileri vererek gezdirdiler. Şoförümüz bizi merkezde bulunan Lirak Otele getirdi 2 kişilik bir odada kahvaltı dahi 33 Euroya kaldık. Akşam da çıkarak şehri dolaştık. Kalkandelen canlı bir şehir. Pasajlar ve yeni binalar yapılıyor. Pasajlardan birinde köfte yedik ve orada yerleşik Türkçe bilen insanlarla sohbet ettik. Makedonya’da” Türkiye’den geldik “ denilince bütün kapılar açılıyor. Kentte çoğunlukla Arnavut kökenliler yaşıyor.

Yarın Atatürk’ün askeri idadi’de okuduğu Manastır şehrine gideceğiz.

Balkanlar Makedonya Üsküp

14 Mayıs 2013 Salı (1.Gün)

17 gün olarak planladığımız 6 ülkeyi (Makedonya, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Kosova ve Arnavutluk) kapsayan gezimize Üsküp’ten başlayacağız.

Yaklaşık bir saat süren uçak yolculuğundan sonra İskender Havaalanı’na indik. Havaalanı çıkışında taksiler var. Ayrıca Üsküp-Havaalanı arasında belirli saatlerde çalışan bir otobüs var. Otobüs Euro kabul etmediğinden 5 Euro karşılığı Makedon Dinarı alarak biniyoruz. 25 dakika süren bir yolculuktan sonra Üsküp şehir merkezinde iniyoruz. Bitpazarı semtini sorarak buluyoruz.

Bitpazarının tam ortasında bulunan Corona Otele geceliği 40 Euro dan anlaşarak yerleştik.
(Bitpazarska 28. corona@hotmail.com. Tel:389(0)23232314 cep: 389(0)773340) adresindeki otelde çalışan Yasemin adlı hanım da çok güleryüzlüydü. Bol bol sohbet etme fırsatı bulduk. Otelimiz çarşının tam ortasında olduğundan Üsküp’te rahatlıkla gezip yorulduğumuzda odamızda dinlenebildik.

Önce tavsiye üzerine bitpazarındaki Cosmos adlı köftecide 10 köfte ve Makedonya’ya has peynirli salatadan oluşan bir porsiyona 4,5 Euro ödeyerek karnımızı doyurduk. Yanında ekmek değil de ufak pideler getiriyorlar. Daha sonra Üsküp’ü gezmeye başladık.

Üsküp, Makedonya’nın başşehri olup 506 bin nüfusu ile de en büyük şehridir. Vardar nehrinin iki yakasına kurulmuştur. Vardar nehrinin bir tarafı eski Üsküp, diğer tarafı ise yeni Üsküp’tür. Eski Üsküp’te Müslümanlar, yeni de ise diğer milletler yaşamaktadırlar.

Üsküp merkezinde 1492 yılında Yavuz Selim’in veziri tarafından yaptırılan Mustafa Paşa Camisi, Üsküp depreminde zarar görmüş olup Tika (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) tarafından 2011 yılında restore edilerek ibadete açılmıştır.

Üsküp kalesine çıkarken tanıştığımız İlksen Hanım eşinin burada bulunan bir Türk firmasının genel müdürü olduğunu; yanındaki iki akrabasının kendilerini Türkiye’den ziyarete geldiğini ve onları gezdirdiğini belirterek bizi de gezdirebileceğini söyledi. Arabasıyla kaleye çıkarttı ve birlikte kaleyi dolaştık. Resimler çektik. St. Spas kilisesine gittik. Daha sonra bizi bitpazarı denilen eski şehre bıraktı.

Yaklaşık 500 yıllık Osmanlı Medeniyetinin izleri eski Üsküp’te adım başı görülüyor. Çarşıdaki yan yana sıralanmış eski ve küçük tek katlı dükkanları, Arnavut kaldırımlı dar sokakları ile kendimi İstanbul-Mahmut paşa’da zannettim. Çarşıda en çok kuyumcu ve kebap- köfteci var. Burada köfteye cevapcici deniliyor. Sokak aralarında börekçi de çok fazla görülüyor. Böreği poğoça arasına koyup yiyiyorlar. Peynirli, ıspanaklı, patatesli ve kıymalı börekleri çok meşhur. Bir de dondurmaları çok lezzetli. Bitpazarında hediyelik eşya dükkanı olan Mehmet Kazdal Bey bize güzel Türkçesiyle her konuda yardımcı oldu. Yorulduğumuzda dükkanının yanındaki banklara oturarak onunla sohbet ettik. Diğer yandaki çaycıda da bol bol çay içtik. Ufak meydanda Muratpaşa Camisi var. Ancak namaz vakitleri dışında kapalı. Caminin önündeki fıskiyelerden gelen geçen su içiyor.

Vardar nehri Üsküp’ü ortadan ikiye bölmüş. Nehrin kıyılarında kafeler var. Dışişleri Bakanlığı, Opera binası yeni inşa edilmiş. Daha birçok bina yapılıyor. Osmanlılardan kalma tarihi Taşköprü bütün ihtişamıyla Vardar’ı bekliyor. İki köprü daha var. 2014 yılında AB’ye gireceği söylenen Makedonya’ya verilen hibelerle yeni Üsküp tarafında inşaat faaliyetleri çok fazla. Büyük büyük heykeller dikilmiş. Ama Müslümanların yaşadığı eski Üsküp’te hiçbir faaliyet göremedik. Tam yeni Üsküp Meydanını gezerken üç Türk genci ile karşılaştık. Siirtli Serkan Şahin fizik tedavi, Siirtli Bilal Özenç fizik tedavi, Diyarbakırlı Mehmet Demir ise mimaride okuyorlarmış. Çok efendi olan gençlerle sohbet edip Üsküp hakkında sorular sorduk.

Meydan büyük ve heykellerle dolu, kenarlarındaki banklarda insanlar oturuyor. Vardar nehrini seyrediyorlar. Gençlerle sohbet edip resim çektikten sonra otelimize döndük.

15 Mayıs Çarşamba(2.gün)

Otelin alt katındaki kahvaltı salonunda kahvaltımızı yaptıktan sonra Muratbey Camisine gittik. Cami kapalıydı ve içerisi harabe gibi görünüyordu. Caminin avlusu ise bakımlıydı ve bahçede saat kulesi vardı. Biraz bahçedeki banklarda oturduk. Daha sonra Nakşibendî tarikatına ait olan İsabey Camisine gittik. 1968 de restore edilen caminin içi gayet güzel.

Bitpazarındaki Çifte Hamam restore edilmiş olup sergiler için kullanılıyor. Biz orada iken Azerbaycan’a ait bir sergi açılışı vardı.

Üsküp Vodno Dağının eteklerine kurulmuş. Tepesindeki Meryem heykeli Üsküp’ü adeta yukarıdan kucaklarcasına bakıyor. Önce teleferikle 100 Dinar ödeyerek tepeye çıktık. Tepeden Üsküp’ü seyretmek bir başka güzel. Daha sonra Matka Kanyonuna gittik.Kanyona giderken yol üzerinde bulunan Gılumova Köyündeki iki minareli caminin Türkiye tarafından yeni yaptırılmış olduğunu öğrendik.Kanyon görülmeye değer. Treska Nehrinin kenarında bulunan kanyonda rafting yapılıyor ve teknelerle geziliyor. Etrafında piknik yapılacak yerler var. Tarihi Matka Manastırında 15. yüzyıldan kalma freskler var. Kanyondaki mağaralara ise teknelerle gidilebilir.

Makedonya Cumhurbaşkanı Müslüman. Adı Rıfat Mürtezi. Başbakan ise Hıristiyan. Adı Nikola Grevski.Bunları bize Matka Kanyonu ve teleferiğe götüren şoför Fuat anlattı. Fuat’la 27 Euro’ya anlaşmıştık. Ancak bizden 10 Euro fazla istedi. Neyse garaja kadar götürdü ve 27 Euro ödedik.

Bu arada yine Osmanlılardan kalma tarihi Kapan Handan bahsedeceğim. Eski Üsküp’te dar sokaklardan ufak bir meydana çıkılıyor. Meydandaki fıskiyenin etrafını restoranlara ait masalar çevirmiş. Üstte de güneşe karşı şemsiyeler var. Onların arasından geçilerek birkaç basamak merdivenle Kapan Hana giriliyor. Ancak içi çok bakımsız. Avluda bir tarafta çay içilen bir bölüm var. Oraya minderler, küçük iskemleler koymuşlar ama diğer tarafları ot bürümüş. Biz orada çay içerken gelin ve damat akrabalarıyla gelip resim çektirdiler. Üst katları kapalı duruyor. Zamanında burası çok canlı bir ticaret merkezi iken bugün adeta sessizliğe bürünmüş.

İşte böyle bazen hüzünlenerek evladı Fatihan diyarı buraları dolaştık. 500 yıllık Osmanlı hükümdarlığının izleri buralarda pek silinmiş görünmüyor; hatta küllerinden yeniden doğmaya çalışıyor. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra yavaş yavaş taşlar yerine oturacak inşallah.
Öğleden sonra Üsküp’ elveda diyerek Kalkandere’ye gidip Osmanlı eserlerini ziyaret edeceğiz.

Balkanlar Makedonya Ohrid Ve Ohri Gölü

Yaklaşık 6000 yıllık geçmişi olan ve 1395 yılında Osmanlı egemenliğine giren Ohrid, Makedonya’nın en önemli tatil merkezi olup Mavi İnci denilen Ohri Gölü kıyısına kurulmuştur.

Sabah 6.00 da Kalkandelen’de kaldığımız Lirak Otelden kahvaltı yerine verilen paketimizi alarak çıktık. Otelin önünde resim çektikten sonra bir taksi çağırarak(50 Dinar) Kalkandelen otobüs garajına olup geldik. Ohrid otobüs bileti 440 Dinar olup iki kişi için 880 Dinar ödedik. Hareket saati olan 7.00 ye kadar garajda kahvaltımızı yaptık ve meyve suyu(40 Dinar)aldık.(1 Euro 61 Makedon Dinarı). Tam saatinde hareket eden otobüsümüz Mavrova Milli Parkında mola verdi. Gostivar kentinden geçerken yol kenarında Yahya Kemal Kolejini gördük. Yolculuk ikibuçuk saat sürdü. Adresini internetten bulduğum Hayriye Hanım’ın pansiyonuna gittik.(Restoran Neim-Neim Kerimoski. Goce Delcev 71. Telefon 389 70 21 20 66-389 70 21 29 44 –Neim oğlu)) Kendisi 77 yaşında ve herkes tanıyor. Bu yaşında maşallahı var. Eski Çarşının tam ortasındaki pansiyonun alt katı lokanta. Kiraya vermiş. Üst iki katını ise pansiyona çevirmiş. Torunu da kendisine yardımcı oluyor. Kendisi çok güzel Türkçe konuşuyor ve cana yakın. Bol bol sohbet etme imkanımız oldu. Devamlı Türk TV dizilerini izliyordu. Pansiyon odaları tertemiz. Her odada tuvalet ve banyo var. Bir gece için 20 Euro ödeyerek kaldık. Hatta gittiğimiz gece yer yoktu. Bize kendi katında bir oda hazırlattı. Onun için yaz aylarında gidilecekse önceden yer ayırtmak lazım.

Makedonya’nın güneyinde bulunan Ohrid, Antik Liknidos kentinin olduğu yerde kurulmuştur. Ohri Gölü denizden 700 metre yükseklikte olup Avrupa’nın en eski ve en derin gölüdür. Göl ve şehir Unesco dünya mirası listesindedir.

Ohrid, 1395 yılında Osmanlıların eline geçmiş olup adım başı bir Osmanlı eser görmek mümkün. 10 cami, 1 tekke,40 kadar da kilise varmış. Pansiyonun yanındaki kıvrılarak çıkılan taş döşemeli dar sokaktan kaleye doğru yürüyoruz. Yolun iki tarafında tek ve iki katlı evler sıralanmış. Kale Makedon Devletinin kurucusu Çar Samuel’in adını taşıyor. Kaleden şehrin ve gölün manzarası nefis. Anlatmak mümkün değil. Ohrid’liler, kendi şehirleri için “Tanrı cenneti çamurdan yaparken bir parça kopup Ohrid’in üstüne düşmüş” derlermiş. Şehir göle bakan tepelerden aşağıdaki düzlüğe kadar uzanıyor. Evler bizim Safranbolu evlerine benziyor. Kale tarih boyunca defalarca yıkılıp tekrar inşa edilmiş.

Çar Samuel göl kıyısında senede ne kadar gün varsa o kadar kilise yaptırmış ama günümüze ancak 40 tanesi gelebilmiş. Kaledeki manzaraya doyamadan aşağı göl kıyısına inmeye başlıyoruz. Bu sefer başka bir yolu seçiyoruz. Yol üzerinde 4000 kişilik oturma kapasiteli antik tiyatro ve St. Klemend ve St. Sofia Kiliselerini görerek ilerliyoruz. Göl kenarına indiğimizde iskeledeki feribotun turistlerin olduğu bazı günlerde Struga’ya çalıştığını öğreniyoruz. Göl çok durgun ve adeta dibi görünüyor. Gölde, Belvica denilen balık haricinde avlanmak yasakmış. Göl kıyısındaki kafelerde Makedon müziği çalıyor. Göl kıyısında biraz yürüyüş yaparak ve çiçeklerle bezenmiş parkın içinden geçerek eski, tarihi Osmanlı Çarşısına yöneldik.

Çarşının iki tarafında küçük lokantalar ve hediyelik eşya satan dükkanlar sıralanmış. Biz de Hayriye Hanımın kardeşine ait restoran Neimski’de oturarak köfte yedik.(350 Dinar)Sokağa konmuş masa ve sandalyelerden meydana gelen yandaki çayhanede de çayımızı içerek dinlendik. Burada herkes Türkçe biliyor. Gece de oturup sohbet ettik ve dondurma yedik. Pansiyona çıkıp Hayriye Hanımla da kandil olduğundan mevlit dinleyip dualar ettik.

Sabah 8.15 otobüsü ile Manastır’a gidip 16.00 otobüsü ile döneceğiz. Ohri-Manastır arası 640 Dinar)
Ohrid, Türklerin hiç yabancılık çekmeyecekleri, kendilerini sıcacık bir ortamda adeta evlerinde hissedebilecekleri vize derdi olmayan, Makedonya’nın incisi, ufak bir tatil kasabası.

Balkanlar Makedonya Struga ve St.Naum

18 Mayıs 2013 C.tesi (5.Gün)

St. Naum ve Struga doğal güzellikleri ve tarihi eserleri ile Makedonya ‘da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.
St. Naum Makedonya’nın Ohrid şehrinde, pansiyonunda kaldığımız Hayriye Teyze Ohrid’e gelmişken” mutlaka St.Naum’u görmelisiniz” demişti. Biz de marketten aldığımız salatalık, domates, peynir, zeytin ve kepek ekmekten oluşan kahvaltımızı pansiyonun karşısındaki çaycı da yaptıktan sonra ana caddeye kadar yürüdük.

Ohrid’e 29 km. uzaklıkta olan Sveti Naum , Kara Dirim nehrinin Ohri Gölüne döküldüğü yere verilen ad. Orada bir kasaba yok. Ancak tepede büyük bir manastır ve çevrede küçük iki kilise var. Doğal güzellik ve tarihi kiliseler nedeni ile çok turist geliyor. Turist derken Yunanlılar, Makedonlar, Hristiyan Arnavutlar ve bazı Avrupalılar gördük. Oraya giderken bindiğimiz taksi dolmuş yaptı ve kişi başı 110 Makedon Dinarı aldı.(61 Makedon Dinarı 1 Euro)

Taksi bizi park yerinde bıraktı. Takside bizimle gelen kadınla sohbet ettik. Kendisi orada yol kenarında kurulmuş tahta barakaların birinde takı ve turistik eşya satıyormuş. Bir tarafta göl, bir tarafta Kara Dirim Nehri vardı. Nehrin göle döküldüğü noktada salaş gazinolar vardı. Her taraf yemyeşil ağaçlarla doluydu. Bol bol resim çektik.

Daha sonra hafif meyilli yoldan tepede bulunan St.Naum Manastırına yürüdük. Manastır çok büyük olup tepenin üstüne kurulmuş ve restore edilmiş. Ohri Gölüne tepeden bakıyor. Etraftaki arazisi de çok bakımlı. Manastırı gezdikten sonra inerken iki küçük kilise daha gördük. St. Petka ve St. Bogorodica.

Ohrid’e dönmek bizim için zor oldu. Zira buraya hiçbir vasıta çalışmıyor. Ancak turlar ve özel arabalar geliyor. Biz de bayağı bekledikten sonra özel bir minibüse binebildik. Kendisine 200 Makedon Dinarı yani 3,5 Euro verdik. Öğleyin Ohrid’de köfte yedik ve 470 Makedon Dinarı ödedik.(Yaklaşık 8 Euro)

STRUGA

18 Mayıs 2013 C.tesi (5.Gün)

St.Naum’dan Ohrid’e döndükten sonra Struga’ya gitmek için ana caddeye çıktık. Yanımıza yanaşan özel araba o tarafa gittiğini ve bizi de götürebileceğini söyledi. Güven verdikleri için bindik. Sohbet ederek 15 dakikada Struga’ya geldik.

Struga, Kara Dirim Nehrinin Ohri Gölüne döküldüğü yerde kurulmuş büyük bir kasaba. Tam o noktada bir köprü var. Ve göl kenarında gazinolar var. Göle giriliyor ve teknelerle geziliyor. Dirim, Ohri’den Debre’ye doğru akıyor. Dirim Nehri boyunca da iki tarafında çok güzel gazinolar var. Struga güzel ve bakımlı bir kasaba. Sahilde hediyelik eşya satan Yahya Bey, eşi, annesi Gülistan Hanım ve babası ile tanıştık. Dükkanlarının önüne Türk Bayrağı asmışlardı. Yahya Bey aslında avukatmış ama iş bulamamış. Bize kahve ikram ettiler. Her sene Kuşadası’na tatile geldiklerinden bahsettiler. Karşılıklı hediyeler verdik. Şairler Parkı, Şairler Köprüsü ve biraz uzakta bulunan Halveti Tekkesini gezdik. Tekkede bir Türk turu ile karşılaştık. Kara Dirim Nehri boyunca yürüyerek 3. Köprüden diğer tarafa geçtik.

Akşam sahil boyunda bir pansiyonda kaldık.(10Euro) Gayet temiz ve düzayak bir oda idi. Sahipleri de Müslümandı. Akşamdan paramızı ödedik. Sabah 7.00 de kalktık. Salatalık, domates, peynir, zeytin, vişne suyu ve kepek ekmekten oluşan 80 Makedon Dinarlık kahvaltımızı Kara Dirim ile Ohri’nin birleştiği noktada, parkta yaptık. Manzara nefisti.

Sonra araba ile garaja geldik. Tiran’a gitmek için kişi başı 11 Eurodan 22 Euro ödeyerek biletimizi aldık. Garaj çok küçük ama bir çay salonu var. Biz gittiğimiz de sadece 3 turist vardı. Daha sonra 15 dakika gecikme ile Durma firmasına ait kırmızı bir minibüs geldi. İçi de doluydu.3 ü turist olmak üzere 7 kişi bindik. Struga’nın güneyine doğru giderek kısa bir müddet sonra Arnavutluk sınır kapısına geldik. Her iki sınır kapısı neredeyse müşterekti. Kapıda 15 dakika bekledik. Memur pasaportlarımızı topladı. Biraz sonra getirdi.19 Mayıs Pazar günü Arnavutluk’a girdik. Tiran’da buluşmak üzere.

Balkanlar Arnavutluk Tiran ve İşkodra

19 Mayıs 2013 Pazar (6.Gün
15.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun eline geçen Arnavutluk, Balkan Yarımadasında Adriyatik ve İyon Denizlerine kıyısı olan bir ülkedir.
Arnavutluk-Makedonya sınır kapısı Kafasan’da pasaport kontrolünden sonra Struga’dan bindiğimiz kırmızı minibüs bizi Arnavutluk’un başkenti Tiran’ın merkezindeki büyük meydanda bıraktı. Komünizm zamanında ülkedeki kilise ve camiler yıkılmış; halk dinsizleştirilmeye çalışılmış. Halkın %60 ı ateist. Ancak Ethembey Camisi müze olduğu için bu yıkımdan kurtulmuş. Ethembey Camisi bu meydanda bulunuyor. Camini hemen yanında bir saat kulesi bulunuyor. Meydanın etrafında opera ve bale binası, müze, belediye ve diğer devlet binaları bulunuyor. Meydanın ortasında da İskender Bey heykeli var. Arnavutlar kendilerini ilk birleştiren kişi olan İskender Beyi her zaman anmaya devam ediyorlar. İskender Beyin savaşta kullandığı keçi desenli arma Arnavutluk devlet binalarının girişinde görülüyor.
Biz Tiran’da kalmayı planlamıştık. Ethem Bey Camisini ve saat kulesini gezip bilgiler aldıktan sonra baktık ki Tiran da gezilecek başka yer yok. Planımızı değiştirip İşkodra’ya gitmeye karar verdik. Camide tanıştığımız Adrian adındaki genç bizi müzenin önünden garaja gidecek otobüse bindirerek garaja getirdi. Yanımızda Arnavut parası lek olmadığından otobüs paramızı ödedi. Biz de kendisine Euro verdik.
İşkodra biletimizi 5,5 Euroya aldık. Arnavutluk’un kuzeyinde ve İşkodra gölünün güney ucunda bulunan İşkodra’ya girdiğimizde yol üzerinde bir cami ve Türk Bayrağı asılı bir yapı görerek önünde indik. Otobüs yolculuğumuz yaklaşık iki saat sürdü.
İşkodra:
19 Mayıs 2013 Pazar(6.Gün)
İşkodra’da caminin önünde indikten sonra yanında Tür Bayrağı asılı olan binaya girdik. Orayı okula benzetmiştik. Yanılmamışız. Adının Adil Cukali olduğunu öğrendiğimiz genç bizi karşıladı. Odasına buyur etti. Sohbetimiz esnasında bizi İşkodra’da görmekten çok sevindiğini; kendisinin üniversite tahsilini Bursa’da yaptığını ve Türklere gönül borcu olduğundan bahsetti. Okulu merkezi Üsküdar’da bulunan Aziz Mahmut Hüdai Vakfı yaptırmış. Okul ücretsiz olup bu vakıf tarafından destekleniyormuş. Yatılı kız ve erkek kısımları var.
Adil Bey bizi aynı cadde üzerinde bulunan Arifi Kompleksi(www.kompleksiarifi.com) oteline getirdi. Bu çok lüks otelde geceliği 40 Euro vererek kaldık. Otele yerleştikten sonra bizi köfteciye götürdü. İki kişi 5 er köfteye 300 lek ödedik.( 1Euro 132 lek.)
Hava karardığından otele dönerken manavdan peynir, domates, salatalık, kiraz ve elma aldık.
İşkodra:
2o Mayıs 2013 Pazartesi
Sabah kahvaltımızı Kompleksi Arifi adlı otelde yaptıktan sonra Adil Beyin yanına okula gittik. Bize 15 Euro’ya bir taksi kiraladı. Türkçe bilen şoför önce bizi İşkodra manzarasına hakim tepedeki Rozafa Kalesine çıkardı. Surlar ve kale muhteşem. Komünist rejimin hışmından kurtulan Kurşunlu Camisinin minarelerinden yükselen ezan sesi bizi ağlattı. Aşağıda görünen şehir, göl, yemyeşil ova ve diğer tarafta eski şehir, Dalmaçya’ya doğru akan nehir manzaraları adeta bir tablo gibiydi.
Daha sonra İşkodra Gölünün Arnavutluk tarafını kıyıdan gezdik. Göl kıyısında yer yer gazinolar var. Bir de göl kenarında tamir edilen bir minare gördük. Camisi yoktu. Arnavutluk’un ikinci büyük şehri İşkodra’da kendimi Anadolu’daki bir şehirde gibi hissettim. Yemyeşil ovanın içinden geçen nehirler, kaleler, cami. Allah’ım nasıl bıraktık buraları, bu güzel yerleri.

Balkanlar Karadağ Montenegro

Budva Saraybosna

22 Mayıs 2013 Çarşamba (9. Gün)

Bugün Saraybosna’ya gideceğiz. Saat 7’de Budva garajına geldik. Budva-Saraybosna otobüs bileti 21.50 Euro. Ayrıca bavul başına 1 Euro alıyorlar. Saat.8.10 da bir minibüsle hareket ettik. Balkan ülkelerinde hiçbir zaman şoförün arkasındaki ön koltuklara yolcu oturtulmuyor. Sadece muavin oturabiliyor. Diğerleri boş oluyor. Biletler numarasız. İsteyen istediği boş yere oturuyor. Yolculuk Karadağ’dan Bosna-Hersek’e 8 saat sürecek.

Budva’dan Karadağ’ın iç kısımlarına girerek önce Çetince’ ye geldik. Güzel bir şehir. Oradan geçerek Karadağ’ın başşehri Podgorica’ya vardık. THY’ nın Podgorica’ya seferleri var. Podgorica büyük bir şehir ve yüksek binalar var. Garajda verilen 5 dakikalık bir molada arabaya yeni yolcular bindi. Yol Danilovgrad-Niksic arasında tamamen dağların arasından uzayıp gidiyor. Hava yağmurlu idi ve sis vardı. Dağ yolu yemyeşil ormanlık bir yol. Kısa kısa onlarca tünelden geçtik. Rijeka Nehri boyunca gidiyoruz. Nehir çok aşağılarda akıyor. Her yer yemyeşil. Bazen de çok uzun tünellerden geçiyoruz. Saat 10.30 da Niksic’e geldik. 11.00 de Niksic’den hareket ettik. Niksic çıkışında ve Rijeka Nehri üzerinde Osmanlılardan kalma iki tane tarihi köprü gördük.
Niksic-Pluzine arası 1 saat. Bu arada Piva Kanyonu muhteşem. Kıvrımlı dağ yamaçlarında ilerlerken kanyon sol aşağılarda kalıyor. Dağ yamacından bakıldığında kanyon kuşbakışı uzayıp gidiyor. Yine tünellerden geçiyoruz. Aşağıdaki manzara ve kanyon şahane görünüyor. Piva Kanyonundan sonra Tara Kanyonu başlıyor. Uzunluğu 17 km. Bir köprüden karşı yamaca geçiyoruz. Aşağılarda bir baraj görünüyor. Bir köprü daha geçiyoruz. Manzara o kadar güzel ki resim çekmeye çalışıyorum. Şoför de arabayı yavaşlatıyor ve manzarayı gösteriyor. Buraları Durmitor Milli Parkı imiş.
Saat 12.40 Karadağ sınır kapısı Metaljka’ya geldik. Arabadan inmeden pasaportlarımızı topladılar. Deredeki bir köprüden geçerek 10 dakika sonra Bosna Hersek sınır kapısına geldik. Sınırda 5 adet prefabrik yapı hizmet veriyor.

Yazımın devamını Saraybosna yazımda anlatacağım.

Balkanlar Karadağ Montenegro – Kotor

21 Mayıs 2013 Salı(8.Gün)
Budva’daki tekne turundan sonra Koko’nun pansiyonunda dinlenip Kotor’a kişi başı 3,5 Euro’ya gidiş dönüş bileti aldık. Yolculuk yaklaşık 1 saat sürdü. Garaj zaten Kotor’un girişinde. 5 dakika da limana iniliyor. Kotor’un etrafı dik sıradağlarla çevrili. Kotor körfezinde birkaç liman daha var. Ama Boka Kotorska da denilen Kotor limanı en ilgi çekeni. Tarihi ve turistik Kotor yeşilden nasibini almış. Dalmaçya kıyıları İtalya’ya kadar denizin, karanın içine girip bir iç deniz oluşturduğu inci tanesi kasabalarla süslenmiş. Kotor da bunlardan birisi. Surlar şehrin etrafında 5 km uzunluğunda olup 3 kapıdan şehre giriliyor. Dünyada doğal fiyort kenarına inşa edilmiş kale şehir. Yapılırken gemilerin buraya kolay yanaşabilmesi ve atların dolaşabilmesi düşünülmüş. Garaj tarafından geldiğinizde derenin üstündeki ilk kapıdan giriyorsunuz. Tarihi dokusuyla ahşap panjurlu taş evlerden, dar sokaklardan oluşan kasabada herhangi bir köşeyi dönünce ufak bir meydan, bir kilise, bir saat kulesi ile karşılaşabiliyorsunuz.
Kotor tarih boyunca Romalılar, Sırplar, Venedikliler, Osmanlılar, İtalyanlar, Habsburglar tarafından yönetilmiş. 1979 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine girmiş. Tamamı surlarla çevrili Kotor’u dolaşmamız 3 saati buluyor. Kilise Meydanındaki kafelerden birisinde dondurmamızı yiyerek dinleniyoruz. Sahile bakan kapıdan çıkarak garaja gelip otobüsümüze bindik. Saat 17.30 otobüsüyle Budva’ya dönüyoruz.
Koko’nun pansiyonundaki terasımızda akşam yemeğimizi yerken yan masada oturan 2 gençle sohbet ettik. Onlar da Podgorica’dan gelmişler. Devamlı Türk dizilerini seyrediyorlarmış. Cep telefonlarından Ezel dizisinin müziğini dinlettiler. Uzun uzun sohbet ettikten sonra onlara iyi geceler diledik.

Balkanlar Bosna Hersek Saraybosna

22 Mayıs 2013 Çarşamba(9.Gün)

Saraybosna, 4 milyon kişinin yaşadığı Bosna-Hersek’in başşehridir. Dinar Alplerinin çevrelediği Saraybosna’nın tam ortasından Miljacka Nehri geçer.

Katoliklik, Müslümanlık, Ortodoksluk ve Musevilik burada yüzyıllardır birlikte süregeldiğinden; burası Avrupa’nın Kudüs’ü gibidir.
Osmanlılar 1463 yılında burayı fethettiklerinden(2.Mehmet zamanında) Osmanlı eserleri her yerde görülmektedir. 1984 kış olimpiyatları burada yapılmıştır. Bosna savaşı sırasında 1992-1995 yılları arasında dünya savaş tarihinde en uzun kuşatmaya maruz kalmıştır. Nüfusu 2002 nüfus sayımına göre 619 bin civarında olan Saraybosna’da Sırpça, Boşnakça, Hırvatça konuşulmaktadır. Türkiye’den giden turların artması ile birlikte Başçarşı civarında Türkçe konuşulmaya başlanmıştır.

Karadağ sınırını geçtikten sonra da kanyon devam ediyor. Bu kanyonlarda rafting yapılıyor. Yol o kadar dar ki iki araba yanyana çok zor geçiyor. Foça’ da 20 dakika mola verdik. Foça çok güzel ve modern bir şehir. Ortasından nehir geçiyor. Foça’da yol ikiye ayrılıyor. 1. Yol Saraybosna’ya, ikinci yol Belgrad’a gidiyor. Saat tam 15.00 te Saraybosna doğu garajına geldik. Saraybosna’da iki otobüs garajı var. Ana istasyon üzerinden Dubrovnik, Split, Zagreb, Mostar ve Doğu Avrupa ülkelerine seferler yapılıyor. Doğu garajından ise Novi Sad, Podgorica, Foça, Belgrad’a (Sırbistan ve Karadağ’a) seferler yapılıyor.

Garajdan 500 metre yürüdükten sonra şehir içine gitmek üzere otobüs durağına geldik. Durakta bizimle çok ilgilendiler. Bizi Başçarşı otobüsüne bindirdiler. Başçarşı durağında inerek bir köfteciye girdik. 10 adet köfte, salata ve kaymaktan oluşan porsiyon 5 Euro. Buranın köftesi çok meşhur. Başçarşı’ya çok yakın Sweet Days Tabaci 771000 Sarajevo(Tel:38733239 ve cep 38761268885) e- mail: mirza.mezet@gmail.com adresinde 2 gece 50 Euro ödeyerek kaldık. Stüdyo daire son derece lüks ve tertemizdi. Nehir kenarındaki 3 katlı ev pansiyona dönüştürülmüştü. Biz en üstteki çatı katında kaldık. Hemen valizlerimizi bırakarak Başçarşı’ya çıkıyoruz. Hava yağmurlu olduğundan 4 Euro ödeyerek iki şemsiye aldık. Buranın para birimi KM. 1 Euro 2 KM.

Saraybosna’da gezilecek yerlerin başında Başçarşı Sebil, Latin Köprüsü, 1878-1918 Müzesi, Gazi Hüsrev Bey Camisi, Kurşunlu Medresesi, Ferhadiye Camisi, Monica Han, Savaş Tüneli geliyor.

Başçarşı ve Sebil civarında Boşnak böreği ve köfte yenilebilir. Köfteye “cevapcici “deniliyor. Saraybosna’yı ortadan ikiye bölen Miljacka Nehri üzerindeki tarihi Taşköprü görülmeye değer.

Kanuni Sultan Süleyman’ın halasının oğlunun adının verildiği Gazi Hüsrev Bey Camisini gezdik. Ana kapı namaz vakitleri dışında kapalı. Ama yan taraftan yani kadınların girdiği taraftan camiye girmek mümkün oluyor. Bahçede birkaç Türk turuna rastladık. Akşam namazını camide kılarak pansiyonumuza döndük.

Kelimeler: Bosna-Hersek, Saraybosna, Başçarşı, cevapcici, Sebil, Gazi Hüsrev Bey Camisi, Ferhadiye Camisi, Savaş Tüneli, Latin Köprüsü, Kurşunlu Medresesi, Miljacka Nehri, Foça.

Balkanlar Bosna Hersek Saraybosna(2)

23 Mayıs 2013 Perşembe(10.Gün)
Saraybosna, Dinar Alplerinin çevrelediği ve içinden Miljacka Nehrinin geçtiği, 4 milyon nüfuslu Bosna Hersek’in başşehridir.
Dün geldiğimiz Saraybosna’daki gezimize bugün de devam edeceğiz.
Sabah kahvaltısından sonra 1992-1995 yılları arasında yaşanan hazin savaşın şehitlerinin ve Aliya İzzet Begoviç’in mezarının bulunduğu şehitliğe gittik. Hafif meyilli bir araziye kurulmuş şehitliğin üst tarafında Begoviç’in mezarı var. Şehitlik çok bakımlı. Mezarlığın karşısında bulunan evlerde kurşun delikleri var.
Ferhadiye Camisi Osmanlılardan kalma olup halen restorasyonu sürüyor. Kapalı olduğu halde izin alarak içine girdik. Mimar Nihat Cengiç aslen Çankırı’lı imiş. İtalya’da okumuş. Karısı Eliza Cengiç ve diğer iki kişi ile restorasyonu yapıyorlar. Onlarla uzun uzun sohbet edip bilgiler aldık ve resim çekildik.
Başçarşı’da porsiyonu 7 KM’den köfte (cevapcici) yiyerek gezmeye devam ediyoruz. Dondurma ve Boşnak böreği da buraya has tatlardan olup hele dondurması çok lezzetli. Hem ucuz hem bol bol veriyorlar.
Başçarşı’ya yürüme mesafesinde bulunan Yunus Emre Kültür Merkezine rastladık. Bize çay ikramında bulundular.
Yine oralarda Anadolu Ajansı bürosunu gördük.
Saraybosna’nın Ilıca Bölgesinde bulunan savaş tünelini görmek üzere otobüsle gittik. Ama ne yazık ki kapalı imiş.
Şehre döndüğümüzde akşam olmak üzere idi. En iyi Boşnak böreği satan yeri sorduk. Sokak arasında ufacık bir yeri tarif ettiler. İçerde 3-4 kadın çalışıyordu. Biz de bir masaya oturduk. Zaten içerde 2 masa vardı. Yan masada oturan binbaşı ve eşi ile tanıştık. Binbaşı Birleşmiş Milletlerde görevliymiş, eşi de onu ziyaret için Ankara’dan gelmiş. Bir porsiyon böreği iki kişi zor yedik. Yanına kaymak diye yoğurt koymuşlar. Sacta yapılan Boşnak böreği 2010 yılında dünyanın en iyi böreği seçilmiş. Binbaşı ile sohbetimiz esnasında Saraybosna’da 23 milletin askeri olduğundan ve 250 bin askeri ile Türkiye’nin en fazla askeri olan 2. ülke olduğundan bahsetti. Biz orada börek yerken müzik olarak ilahiler çalıyordu. Binbaşı ısrarla paramızı ödedi. Gece orada uzun uzun sohbet ettik.
Yarın trenle Mostar’a gideceğiz.

Kelimeler: Bosna Hersek, Saraybosna, Başçarşı, Aliya İzzet Begoviç, Ferhadiye Camisi, Boşnak böreği