Şiraz Şairler Ve Güller Diyarı

16 Eylül 2018 Pazar

Şiraz

Persepolis’i gezdikten sonra akşam üzeri Şiraz’a geldik.Şiraz’a girerken sağda bir levhada  “Kur’an Kapısı” yazısı görülüyor. Yolun bir tarafı trafiğe kapatılmış. Bu  betondan tak şeklindeki içinden geçilen kapı restore ediliyor. Yolun sağ tarafı dağlık ve yeşilliklerle kaplı ve yukardan dökülen bir şelale görülüyor.Resimler çektikten sonra yola devam ederek kalacağımız Arg Hotel’e geldik.Otel sokak arasında ve şehir merkezinde olduğu için bayağı aradık. Otelin tepesindeki levhayı görmemize rağmen bayağı dolaştık ve otele vardığımızda gece olmuştu. Çok yorulduğumuzdan hemen odamıza çekildik.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Sabah nefis bir kahvaltıdan sonra eşyalarımızı da alarak otelden ayrıldık. Zira şehri gezdikten sonra havaalanına gideceğiz.

Şiraz, İran’ın güneyinde bir şehir. Tarihi M.Ö.550 yıllarına dayanan ve ilk Pers İmparatorluğu olan Ahameniş İmparatorluğu zamanında kurulmuş.Sasaniler döneminde başşehir olmuş. Zend Hanedanından Kerim Han zamanında Şiraz’a gösterişli yapılar yapılmış. Kendini Hz. Muhammed’in(SAV) vekili ilan eden Kerim Han, bir çok yapıya ” vekil” adını koymuş.

İlk ziyaret ettiğimiz yer Kerim Han Kalesi oldu. Kalenin giriş kapısının üstündeki çinide İran’lı pehlivan Rüstem’in beyaz bir devi öldürmesi tasvir ediliyor. Kaleye biletle giriliyor. Saat 10.00 açıldığından bayağı bekledik. Kale şehrin ortasında.Kaleye girdiğinizde bir bahçe ve havuz sizi karşılıyor. Saray 4 bin metrekare alana kurulu.4 tarafında  her biri 14 metre yükseklikte 4 burç var. Kerim Han’ın yaşadığı saray bu kalenin içinde. Buranın yapımında 12.000 işçi çalışmış. Pehlevi  Hanedanının zamanında ise burası hapishane olarak kullanılmış. Beni etkileyen saraydaki cam işçiliği oldu.Rengarenk camlar güneşin de vurmasıyle insanı büyülüyor.Buraya çok yakın olan Vekil Kapalıçarşısını gezdik. İran’ın ipek halıları harika.  Daha sonra Vekil Camisini gezdik.Daha sonra Şah-ı Çerağ Türbesine gittik.Burası da bir kompleks. Sadece bir türbe değil. Buraya çarşafla giriliyor. Şah Çerağ” ışıkların şahı” anlamına geliyor.  Muharrem ayı da olduğundan çok kalabalıktı.Burası Şiiler için çok önemli. 12 İmamdan Hz. Rıza’nın kardeşi Emir Ahmed’in türbesi burada yer alıyor. Etraftaki dükkanlarda Muharrem ayı ile ilgili eşyalar(davullar, zincirler v.s.) satılıyor.

Şiraz’ın en önemli yapılarından Hafız’ın kabrine doğru yola koyulduk.Hafız İran’ın meşhur    şairlerinden. Türbesi geniş bir bahçenin sonunda . Ortada havuzu olan bir yoldan giriliyor.   Merdivenle çıkılan  bir bölümde mermer bir lahit var. Bahçe güller içinde. Ziyaretimizi tamamlayarak  Şiraz havaalanına geldik. Biletimizi Van’da Aseman Havayollarından 242.-Tl’ya  almıştık.Buradan Tebriz’e gideceğiz. Karadan gitseydik bu yol en az 15 saat sürerdi. Şiraz Havaalanı çok küçük. Uçağımız bir saat geç kalktı. Bu zaman zarfında herkes bizimle ilgilendi ve yardımcı oldu. Saat 20.10 da uçağımız kalktı.

 

Persepolis Pers İmparatorluğunun Başşehri

16 Eylül 2018 Pazar

Persepolis

Persepolis, Şiraz Şehrine 55 km. uzaklıkta olup Unesco Dünya Mirası listesine 1979 yılında girmiştir.M.Ö. 6. yüzyılda Pers Kralı 1. Darius tarafından kurulmuş ve Pasargad Şehrinin yerine başşehir yapılmıştır. Kral 1. Serhas(Xerses) zamanında ise genişletilerek görkemli bir şehir haline gelmiştir. İran halkı arasında Taht-ı Cemşid olarak bilinmektedir. İran İslam devrimi sonrasında buradaki birçok eser balyozlarla yok edilmiştir. İhtişamlı saraylar, kral mezarları, heykeller,tapınaklar, duvar süslemeleri ile Pers İmparatorluğunun görkemi gözönüne serilmektedir. Zamanla toprak altında kalan şehir Persler tarafından lanetlendiği düşünülerek bir daha kullanılmamıştır.

Halen çok geniş bir alanda restorasyon işleri devam etmektedir. Araba park yerinden sonra bir kaç basamakla çıkılan ufak meydanın iki tarafındaki binalarda bilet gişeleri yeralmaktadır.Yabancılara ayrı bir bilet uygulanmaktadır.  Bu arada karşıdan harabeler rahatlıkla görülmektedir. Girişin sol tarafında parklar, cafe ve lokantalar görülmektedir.

 

Pasargad Ahameniş İmparatorluğunun İlk Başkenti

Pasargad (Cyrus)’un mezarı

16 Eylül 2018 Pazar

Yezd’de Mozaffer Oteldeki kahvaltımızdan sonra saat 9.00 yola çıktık. Yollar çok güzel ,fakat her taraf çöl gibi. Pasargad (Cyrus)’un mezarının bulunduğu bölgeye uğrayacağız. Mahya yolda bizi bir lokantaya götürdü ancak duvarlardaki resimde domuzları görünce  sipariş vermeden oradan ayrıldık. Yolda bitkisel ilaçlar satan bir dükkandan alışveriş yaptık. Cyrus’un mezarının olduğu yere geldik. Bilet alınarak içeriye giriliyor.Uzun bir yoldan yüründükten sonra Cyrus’un mezarı karşıdan görülüyor. Halen yollar ve açık alanlar yeniden yapılıyor. İran tarihi eserlere çok değer veriyor.

Pasargad, tarihte Ahameniş İmparatorluğunun başkentidir. Büyük Cyrus M.Ö.599-530 yılları arasında burada Ahameniş İmparatorluğunu kurmuştur. M.Ö.549-530 yılları arasında Medler ve Persler arasında kalıcı bir birlik kurmuştur. Tüm bu havalide kurulan ve sınırları Afrika’ya kadar uzanan Ahameniş İmparatorluğu M.Ö.550-M.S.330 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Büyük Cyrus(Kiros okunur) M.Ö.529 ölünce buraya gömüldü.Mezar büyük bir alanın ortasında bulunmaktadır. Mezara doğru yükselen 7 basamaklı bir merdiven vardır. Genişliği 531 metredir. Mezar kireçtaşı bloklardan yapılmıştır.Mozole bu merdivenlerin bitiminde ev şeklinde yapılmıştır. Persepolis şehrinin yağmalanması esnasında, İskender buraya da gelmiş ve burası da yağmalanmıştır. İskender’in ordusundaki        Aristobulus adlı adlı komutanın  mezara girmiş olduğu rivayet edilir. Mezarda altın bir yatak, bir masa ve sandalyeleri,altından bir tabut, bazı değerli süs eşyaları, değerli taşlar ve çivi yazılı bir yazıt bulunduğu da rivayet edilir. Bu yazıtta” Ben Büyük Cyrus. Perslere bir imparatorluk verdim ve Asya’ya hükmettim.” diye yazmaktadır.

İran’ın İslam orduları tarafından fethinde Araplar buraya geldiler. Mezar bakıcıları buranın talan edilmemesi konusunda Arap komutanı ikna ettiler. Mezardaki yazıt Kur’an ayetleri ile değiştirildi ve mezar komutana Süleyman’ın annesinin mezarı olarak tanıtıldı. Halen halk arasında (Qabr-e Madar-e Sulaiman) olarak söylenmektedir. Arap komutan da burayı talan ettirmediğinden günümüze kadar gelmiştir. Etraftaki arazide gezmek için treylerler çalışıyor. Biz de treylere binerek Mozafferian Kervansarayının kalıntılarını, Süleyman’ın annesinin tahtının kalıntılarını, Süleyman’ın hapishanesini ve diğer kalıntıları gezerek  buradan ayrıldık. Buradan Persepolis harabelerine gideceğiz. Akşam Şiraz’da olacağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

mezarının bulunduğu yere uğrayacağız. Mahya bizi yolda bir lokantaya götürdü ama biz duvarlarda domuz resimleri görünce orada yemek istemedik.

Yezd Zerdüştlerin Kutsal Şehrinde Sessizlik Kuleleri

Yezd

15 Eylül 2018 Cumartesi

Mozaffer Otelde kaldık. Tek katlı, 2 avlusunda havuzu olan  tarihi bir otel. Odaları eski tarzda dekore edilmiş. Giriş kapıları tahtadan olup kapı kilitleri de eski zamanlarda kullanılan demir  çengeller şeklinde. Oteli çok beğendim. Duvarlara asılmış Yezd’e has tabloları, bahçelerdeki eski ve büyük küpleri ile otantik mimari yapısı bizi cezbetti. Sabah kahvaltısından sonra önce dünyadaki tüm zerdüştlerin tapınağı olan ateşgede’ye gittik. Binanın dış girişinde tepede kuş-adam sembolü görülmektedir.  Bu sembolde kuş-adamın bir elinde sadakat anlamına gelen bir yüzük bulunmaktadır. Diğer eli saygı ifade etmektedir. Üç katlı tüyleri olan kanatları, düşüncede, sözlerde ve davranışlarda saflığı öğütleyen Zerdüşt inancını belirtmektedir. Müzenin bahçesinde de ayrıca  bu kuşla ilgili bir resim ve yazı bulunmaktadır. Bu tapınağın içinde yanan ateş 477 yıldır hiç sönmemiş. Rahipler belli saatlerde ateşi besliyorlar. Müzenin duvarlarında zerdüşt resimleri, camlı kısımlarda ise zerdüştlerin kitabı avestadan bölümlerin yer aldığı sayfalar seyrediliyor. Müzeden çıkıp Sessizlik Kuleleri denilen Dakhme’ye varıyoruz. Şehrin 2 kilometre kadar dışında yer almaktadır.Burası çok geniş bir alanın ucunda yer alan  iki tepe. Biletle giriliyor. Fakat aynı iki tepe karşıdan da görüldüğü için dışardan resimlerini çekip Mahya’nın anlattıklarını dinliyoruz.Zerdüşt inanışına göre”insanlar ölünce gömülürse toprağı kirletir,yakılırsa da havayı kirletir “diye ölülerini etçil kuşların yemesi için bu kulelere getirip bırakırlarmış.Kuşlar  kulelere bırakılan ölülerin önce gözlerini yemeye başlarmış. Kulede bekleyen rahipler de önce hangi gözün yendiğini görmek için bir delikten gözlem yaparlarmış. Sağ göz cennete, sol göz cehenneme gidileceğini gösterirmiş. 1940-1970 yılları arasında(kesin bilinmiyor) bu iş yasaklanmış;şimdilerde Zerdüştler de kulelerin yakınındaki yerlere gömülüp toprağı kirletiyorlarmış.

Yezd İsfahan-Şiraz yolu üzerinde bir çöl şehri. Dünyanın en eski şehirlerinden ve kerpiç yapılar halen muhafaza ediliyor. Çölde olması nedeniyle yazları çok sıcak geçiyor. Biz gittiğimizde de  çok sıcaktı. Şehir meydanında Emir Çakmak Camisi daha doğrusu Külliyesi var. Burada her yıl taziye adı verilen yas tutma törenleri yapılıyor.İmam Hüseyin ,Muharrem ayının 10. günü şehit edildiğinden, bu olayın yası her yıl tutulmaktadır. Caminin bahçesinde 10 metre yüksekliğinde ve ağaçtan yapılma “Nakhni” denilen bir araç İmam Hüseyin’in tabutunu sembolize etmektedir. Muharrem ayında bu araç üstü arapça yazılarlar süslenmiş bir örtü ile örtülmektedir. Bu aracı süslemek için kılıçlar, hançer ve kamalar, meyveler,gelin telleri asılmaktadır.Tören sırasında ağıtlar yakılır,insanlar duygularını ağlayarak veya daha ağır şekillerde ifade ederler. Bu araç meydanda üç tur attırıldıktan sonra bir kenara çekilerek ertesi yıla kadar orada durur.

Emir Çakmak Kompleksi ise 14.yüzyıldan kalma bir yapı.Ön yüzünde bulunan bir çok kubbe ve kemerleri çinilerle kaplanmış 4 eyvanlı muazzam bir yapı. Giriş kapısının tavanındaki hat yazıları çok estetik. Binayı yaptıran kişi o zamanın valisi Emir Celaleddin Çakmak’ın karısı Bibi Fatıma Hatun’dur. Camideki mihrap mermerden yapılmış olup etrafındaki çinilerde Kur’anı Kerimden ayetler görülmektedir. Konpleksin dışında biletle inilen su müzesinde ise o devirde içme suyu ve sulama suyu elde etmek için kullanılan”kanat” lar görülmektedir.50 metreye kadar inildikçe hava serinlemektedir.

Bu meydanın üç tarafında tarihi Yezd Çarşısı var. Buralarda hediyelik eşya mağazaları ve kafeler, lokantalar, tatlıcı dükkanları var. Meydanın ortasında kocaman bir” Yezd” yazısı görülüyor. Yezd dediğim gibi bir çöl şehri. Evler, dükkanlar, herşey çöl renginde. Sıvasız kerpiç evler asırlardır hiç bozulmadan duruyor. Burada her yerde gördüğümüz göğe uzanan bacalar ilgimizi çekti. Bunlar doğal klima görevini gören bacalarmış.Rüzgarı içeri çekip soğutarak evlerin içine veriyormuş. Adına “badgir” deniliyor.Bir de ayrıca suyun kendi kendine soğumasını sağlayan kümbetler yapmışlar.

En yüksek badgirin bulunduğu Bagh-e Devlet Abad a gidiyoruz.  Bu komplekse girmek için ayrıca bilet almak gerekmektedir. 1750 yılında Zend’li Kerim Han tarafından ev olarak yaptırılmıştır. Etrafı kerpiçten kale şeklinde çevrilmiş bir bahçenin içinde tarihi bir evden ibarettir. Binanın içi kafes işi kaplamalar ve renkli camlarla yapılmış dekorlarla kaplıdır. Ancak 33 metre yükseklikte rüzgar kulesiyle ilgi çekmektedir. Bahçesi ağaç ve çiçeklerle süslenmiştir.

Burayı da gezdikten sonra Cuma mescidine gidiyoruz. Ancak mescide giden yol trafiğe kapatıldığından arabayı yolun başına parkettik. Yolun iki tarafında hediyelik eşya dükkanları bulunmaktadır.Bende buradaki bir seramik mağazasından üzerinde kuş figürü bulunan küçük taslar aldım.1365 yılında yapılan bu cami bir çok dönemleri yansıtmaktadır.Minareleri 48 metre yükseklikte olup İran’ın en yüksek minareleridir. Yolun bitiminde ve yolu kesen bu cami bütün ihtişamıyla karşımıza çıktı.Caminin minareleri mavi çinilerle kaplı olup olağanüstü güzel desenlerle bezenmiştir. Mahya’nın aldığı eşarpta da bu desenler vardı. Biz de bu eşarpla o desenlerle yapılmış çinilerin süslediği minarelerin önünde resim çekildik.

Bu mavi renk, çevredeki çöl renkli binalar ile ilginç bir kontrast oluşturmaktadır. Binanın içinde uzun ve geniş bir bahçeyle ulaşılan bir eyvan bulunmaktadır. Bu eyvanda bulunan üzeri mozaik kaplı kubbe ve mozaiklerle kaplı fayans türünün en güzel örneklerindendir. Camide bir kütüphane kurulmuş ve burada çok eski ve değerli el yazması eserler sergilenmektedir. Burada eskiden bir zerdüşt tapınağı olduğu ve sonradan camiye çevrildiği de söylenmektedir.

Cuma Camisinde her cuma çöpçatanlık uygulaması yapılıyormuş. Bekar hanımlar çarşaflarına asma kilt takılı halde minareye çıkıp anahtarını aşağıya atarlarmış. Anahtarı alıp kilidi açan erkek te tanışmak amacı ile hanıma tatlı ısmarlarmış. Bu gelenek halen sürüyormuş. Biz gittiğimizde günlerden cumartesi olduğundan ne yazık ki göremedik.

Bu arada Cuma Camisi yolunda harika bir lokantada kebap yedik. Resimler çektik. Yorgun argın otele döndük.

Isfahan’dan Yezd’e giderken tarihi yerler

14 Eylül 2018 Cuma

Meybod

Sabah saat 9.00 da İsfahan Zöhre Otelden ayrıldık. Saat 14.00 de Meybod’ geldik.Önce Kervansaray’a gidip yemek yedik. Yezd ilinde bulunan Meybod, geçmişi Yezd’in 7000 yıllık geçmişinden daha eskilere dayanır. Çöl iklimine sahip Meybod’da yazlar çok sıcak ve ılık su kaynakları ve şelaleleri olan kışlar çok soğuk geçer. Şehrin adının Sasani komutan Meybodlar’dan geldiğine inanılıyor.Bazıları da Avestan hesaplarında ilk adam olarak görülen Keyumers(Zerdüşlerin Ademi) tarafından kurulduğuna inanıyorlar. İran’ın farklı bölgelerinde bulunan sikkeler Meybod’da basılan Sasanilere ait sikkelerdir.

Şah Abbas Kervansarayı Safeviler döneminde kare şeklinde yapılmış. 100 odalı bir kervansaray Odaların 24 tanesi avlunun etrafında sıralanmış ve 2-3 basamakla çıkılıyor. Avlunun ortasında ufak havuz var.Girişte tonozlu bir sokak görülüyor(Sabat Sokağı)Avluyu geçtikten sonra Kervansaray’ın kapalı kısmına giriliyor. Bugün lokanta olarak kullanılmakta ve genelde turistleri ağırlamaktadır.Tarihe uygun bir şekilde restore edilmiş bölümde oturduk ve yemek yedik. Kebapları  ve sunuş şeklini çok beğendik. Alt zeminde masalar; üstte 3 merdivenle çıkılan kubbe şeklindeki oyuklarda da yer sofraları ve minderler var. İki kısımda da yemek yeniyor.

Kervansaray’ın hemen yanında yer alan sarnıç, 1659 yılında inşa edilmiş. Sarnıçta ortada bir kubbe, 4 tarafta rüzgar kuleleri görülüyor ve aynen muhafaza edilmiştir.

Çaparhane yani posta merkezi yolun karşısında olup eskiden burada haberleşmede kullanılan atlar dinlendirilirmiş. Bugün ise posta müzesi olarak hizmet vermektedir.

Kervansaray’ın yine karşı tarafında buz evi yer almaktadır.Yakçal denilen bu buzevleri buzdolabının keşfinden önceleri buz depolamak için kullanılırmış. Kışın dağlardan eşeklerle getirilen buzlar bu kalın izolasyonlu yerlerde saklanırdı. Ayrıca buralarda buz üretilirdi. Kalın duvarlar kum, kil, yumurta akı, kireç, keçi kılı ve külden yapılan harçla sıvanırmış. M.Ö. 400 yüzyıllarda bu işlemler yapılırmış. Bu yapılar İran’da bir çok yerde halen mevcuttur.

Meybod, kerpiçten yapılmış evleri ile tarihi bir şehir. Çanak çömlek satan dükkanlar yol boyu sıralanmış. Ancak günlerden cuma ve tatil dolayısiyle hepsi kapalıydı. Eski ve yeni şehir içiçe. Eski şehir biraz alçakta kalmış.

Narin Castle(Narin Kalesi) Meybod’a bakan bir tepenin(Galeen Tepesi) üstüne 5 katlı ve kerpiçten askeri bir kale olarak inşa edilmiş. Kalenin dış duvarlarının restorasyonu bitmiş. İçinde ise restorasyon devam ediyor.İran’ın ve Sasani döneminin en eski kalelerindendir.M.Ö. 247-M.S.224 yılları arasında kullanılan kale Part mimarisinin en güzel örneklerindendir. Ancak bu kalenin  M.Ö.4000 yıllarında yapılmış bir Elam Zigguratı yani Elamlardan kalma bir ibadet yeri olduğu söylentileri de vardır.

Yol üzerinde bulunan “Pigeon House “denilen güvercin evine de ugradık. İran’da şehirlerarası yollarda giderken bazı yerlerde yol kenarlarında silindirik şekilde yapılmış sadece küçük bir kapısı bulunan 20-30 metre yükseklikte kulelere rastladık. Bunların İran’a mahsus ve güvercinlerin güvenli bir yuva ortamında yaşayıp, üremelerini sağlamak için mimari bir tasarımla yapıldığını anlattılar. Kulelerin tasarımı ve özellikle kapı girişi buraya şahin, baykuş gibi yırtıcı diğer kuşların girişini önleyecek şekilde kilden yapılmıştır. İçi samanla dolu olup güvercinlerin tünemesi için özel balkonları vardır. Yazın serin, kışın sıcak olacak şekilde yapılmıştır.Yoldaki güvercin evini de resimledikten sonra çölde yolumuza devam ederek  “Charanaq village” denilen Karanak Harabelerine geldik.

Karanak Harabeleri bir nehir kenarına yapılmış kerpiç evlerden oluşuyor. Bir de cami yıkıntısı var. Minarenin ucu yıkılmış. Tarihi çok eskilere dayanan bu köy şu günlerde restore ediliyor. Kervansaray bir kişi tarafından restore edilmiş. Müze olarak biletle geziliyor.

İsfahan Yezd arası yaklaşık 323 km. Ancak biz yol üzerindeki tarihi yerleri gördüğümüzden ancak akşam üzeri saat 18.30 da Yezd şehrine ve kalacağımız Mozaffer Otele gelebildik.

 

 

 

İsfahan İran

12 Eylül 2018 Çarşamba

İsfahan

Kum’dan öğleden sonra yola çıktık. Meral restoranda yemek yedik. Vallahi İran kebapları süper. Çok güzel bir restorandı. Mahya güzel restoranları biliyor. Akşam üzeri  kalacağımız Zöhre otele geldik. Otelin resepsiyon ve  lokanta kısmı gerçekten güzel yapılmış. Duvarlar kabartma minyatür ve resimlerle süslenmiş. Altın yaldızlı çiçek figürleri ve hayvan figürleri ile boyanmış. Koltuklar  ve sandalyelerle masalar ahşap oymalı yapılmış. Altın yaldızlarla boyanmış.Kristal  avizeler çok gösterişli.Odamıza çıkıp dinlendikten sonra gece Mahya gelip bizi aldı ve Siosepol Köprüsüne götürdü. İsfahan denilince insanın aklına hemen bu köprü gelir sanırım.33 gözlü anlamına gelen köprünün gerçekten de 33 gözü var. İsfahan’ın köprüleri meşhur. Ancak şu anda altında akan bir nehir yok. Halbuki zamanında azgın suları akan bir nehir(Zayende Nehri) mevcutmuş. Nehir yatağında insanlar oturup  çay içip nargile fokurdatıyorlar. Ayrıca köprü araç trafiğine kapalı. Sadece ışıklandırılmış yol yayalara açık.Hemen yakınında yaklaşık 1 km. ötede Hacı Köprüsü de ışıklandırılmış. Ancak daha az ziyaret eden vardı. Kaldırımdan köprüyü seyredip resim çektik. Otele döndük.

Isfahan, eskiden “spahan” şeklinde söyleniyormuş. Asker anlamına gelen ” sipahi”kelimesinden zamanla İsfahan’a dönüştüğü rivayet ediliyor. İsfahan da sipahilerin toplandığı yer demek. İsfahan yaz aylarında çok sıcak oluyormuş. Kış aylarında bile sıcaklık 10 derecenin altına düşmüyormuş. İsfahan çok turistik bir yer olduğundan baş örtüsü ve kıyafet daha serbest gibi. Ama yerel halk bana kapalı geldi.Turistlere daha hoşgörülüler.

13 Eylül 2018 Perşembe

Saray gibi Zöhre Oteldeki kahvaltıdan sonra Nakş-i Cihan Meydanına gittik. Zaten otele arabayla 5 dakika mesafede. Bu meydan Çin’in Pekin şehrindeki Tiananmen Meydanından sonra dünyada 2.büyük meydan. Devrimden sonra İmam ya da Humeyni meydanı dense de halen halk arasında Nakş-i Cihan Meydanı diye geçiyor. Meydan Şah Abbas zamanında yapılmış.Yeşillikler içinde bir park. Etrafında gezmek için ring yapan treylerlerle dolaşılıyor. Şah Abbas meydana üç eser ve bir kapalıçarşı inşa ettirmiş.Kapalıçarşı meydanın 4 tarafını saracak şekilde inşa edilmiş. Üç eser ise İran’daki üç kuvveti temsil ediyormuş. Çarşı tüccarları, Şah Camisi din adamlarını,Ali Kapı(Büyük ve yüksek kapı)ise Şahı. Akşamları serin olduğundan İsfahan halkının gelip çay içerek ailece sohbet ettikleri meydan. Ayrıca 20.000 tümenin üstünde de bu meydanın resmi var.

İsfahan Çarşısı bu meydanın 4 tarafına inşa edilmiş bir çarşı. Çarşıda  el sanatları, minyatür resimler, çerçeveler, bakır eşyalar, seramikler yani İran’a ait hertürlü hediyelik eşya satan dükkanlar var. Biz de  minyatürlü ahşap çerçeve satan bir dükkandan alışveriş yaptık.Ama bunları uçağa koymakta problem yaşadık.

Şah Camisi devrimden sonra İmam Camisi olarak anılmaya başlanmış. Selçuklu ve Fars mimarilerinin etkisinde kalınan camide yedi renkli fayansları ve kaligrafik yazıtları hayranlıkla inceledik. Şahane bir eser. Hemen meydanın doğu tarafında olan Şeyh Lütfullah Camisi ise muazzam mimarisi olan bir eser.1603 yılında inşasına başlanıp  1619 yılında bitirilmiş. Mimarı ise Şeyh Bahai.İç ve dış dekorasyonunu anlatmama kelimeler yetmez. Tam karşısında bulunan Ali Kapı Sarayına gitmek için treylere biniyoruz.

Ali Kapı(Devlet Kapısı) Sarayı İmam Meydanının batısında yer alıp Kraliyet Sarayı olarak bilinmektedir. Şah Abbas tarafından 1597 yılında yaptırılmıştır. İki yana doğru genişleyen saray 7 katlı olup  merdivenleri çok dar ve yüksektir. Minare merdiveni gibi sarmal daracık merdivenleri var. Saray 48 metre yüksekliğinde olup 6.katında akustiği çok iyi düzenlenmiş bir müzik odası bulunmaktadır. Safevi İmparatoru Şah Abbas  gelen yabancı büyükelçileri ve ziyaretçileri eğlendirmek için bu sarayı kullanmış. Burada ilk defa Nevruz’u kutlamış. Süslemeleri ve nakışları Şah Abbas’ın nakkaşlığını yapan Rıza Abbasi ve onun öğrencileri tarafından yapılmış. Çiçekler, kuşlar ve hayvan figürleri görülmektedir. Sarayın çok süslü olan kapı ve pencereleri talan edilmiş olup sadece 3.kattaki bir pencere kurtarılabilmiştir. Son Safevi  Sultanı Şah Sultan Hüseyin tarafından restore ettirilmişse de Afgan işgalleri sırasında tekrar harabeye dönmüştür. Kaçar Şahı Nasir al-Din Şahın(1848-1896)döneminde, Safevi korniş ve kapıları çiçek desenli çiniler ile değiştirilmiştir. En üst kattaki seyir terasının manzarası çok güzel olup meydan ve İsfahan rahatlıkla seyredilmektedir.

Nakş-i Cihan Meydanındaki bu eserleri gezdikten sonra Çehel Sütün Sarayına gittik. Kırk Sütun Sarayı anlamına gelen saraya bir avludan giriliyor. Bahçenin ortasında uzun bir havuz var. İki tarafta hediyelik eşya satan dükkanlar sıralanmış. Sarayın yapımına Şah Abbas zamanında başlanmış; 2.Şah Abbas döneminde(1647) yılında tamamlanmıştır.67.000metrekarelik bağın ortasında yer almaktadır.20 sütunlu sarayın  önündeki havuza vuran görüntüsü nedeniyle “Kırk Sütun Sarayı” diye adlandırılmaktadır.

Burasının bizim açımızdan önemi çok büyüktür. Zira sarayın müze kısmında Çaldıran savaşını gösteren minyatür şeklinde büyük bir tablo yer almaktadır. Burada Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’in figürlerinin ve askerlerinin yer aldığı Çaldıran Savaşı resmedilmiştir. Yine müze kısmının duvarlarındaki 17.yüzyıl resimlerinde, ellerinde şarap kadehleri ile danseden rakkaseleri izleyen Safevi hükümdarları resmedilmiştir. Şahlar bu sarayda misafirlerini, elçileri ve devlet adamlarını ağırlar, şaşaalı resepsiyonlar verirlermiş. İşlemeli tavanları, yüksek sütunları, minyatür işçiliği beni çok etkiledi. Saray 1706 yılında yanmış ve yeniden yapılmıştır. Şu anda müze olarak kullanılmaktadır.Daha sonra Cuma Camisine gittik.

Caminin avlu kısmının altına otopark yapılmış. Üstteki çok geniş alanın bir tarafında kapalıçarşı şeklinde içinde dükkanlar bulunan kompleks var.Avlunun ortası biz gittiğimizde inşaat halinde idi.Ulu Cami olarak da anılan Cuma Camisinin yapımına 8. yüzyılda başlanmış,büyük bir bölümü Büyük Selçuklu İmparatoru Melikşah zamanında yapılırken;  ünlü vezir Nizam-ül Mülk zamanında  da yeni eklemeler  yapılmıştır.

Cuma Camisi, Selçuklu, Moğol ve Safevi dönemlerinin mimari tarzlarının karışımıdır.

Bu camini kubbelerinden birisinin adı Nizam-ül Mülk Kubbesi olup ihtişamlı görünüşü ile insanı büyülemektedir. Cami 2012 yılındaUnesco Kültür Mirası listesine alınmıştır.

Hava çok sıcak olduğundan çok yorulmuştuk. Camiyi görecek şekilde oturup dondurma yedik.Otele geri döndük. Biraz dinlendikten sonra akşam tekrar Nakş-i Cihan Meydanına gittik. Gece hava serin olduğundan halk meydana gece geliyor.Meydanı ışıklandırmışlar. Biz de oturduk, çay içtik. Saat 22.00 civarında otele döndük.

 

 

 

 

 

^^

Kum Mollalar Şehri

Kum

11 Eylül 2018 Salı

Akşam üzeri Tahran’dan yola çıktık.Kum Şehri Tahran’a yakın bir şehir. Yaklaşık 140-150 km. uzaklıkta.Yol üzerinde sağ tarafta yani geliş yolu üzerinde İmam Humeyni Türbesinin olduğu kompleksin karşısında durarak resim çektik. Yol boyunca karpuzcular sıralanmış.İçi sarı karpuz satıyorlar. Biz 2 adet aldık. Çok iyi oldu .Gittiğimiz restoranlarda  her seferinde yarısını kestirerek yedik. Karpuzlar harikaydı.

Kum’da kaldığımız otelin adı. Mahan Otel. Biz tabii Muharrem ayında gittiğimiz için otel tıklım tıklım Iraklılar ile doluydu.Hanımların hepsi kara çarşaflıydı. Kerbela’dan aşure kutlamaları için gelmişler. Otelin çay salonunda bol bol sohbet etme imkanı bulduk. Tabii İngilizce.Oda üç kişilikti. Mahya’ya da bizimle kalabileceğini söyledik ve kaldı. Gece İstanbul’da tanıştığımız Kum’lu Celili bey ile hep beraber yemeğe gittik. Kum çok güzel ve düzenli bir şehir. Geniş caddeleri alışveriş yapılan mağazaları, modern restoranları ile bir Avrupa şehrini aratmıyor.Gece her yer ışıl ışıl idi.

12 Eylül 2018 Çarşamba

Mahan Otelde kahvaltıdan sonra Hz.Masume Türbesine gittik. Bu şehri önemli kılan Hz.Masume türbesinin burada olması.Bu açıdan Şii dünyasının en önemli dini merkezi olarak kabul görüyor. Hz. Muhammed(sav) Ehl-i Beytinden olan ve Şiilik İnancına göre 12 imamdan İmam Rıza’nın kız kardeşi Hz. Masume’nin kabrinin burada olması Kum Şehrini Şiiler açısından kutsal saymıştır. Kum şehri dini merkez sayılması nedeni ile burada birçok dini okullar, üniversiteler açılmasına sebep olmuştur. Komplekse büyük  bir avludan geçerek giriliyor. Avluda bir de  su içmek için çeşme yapılmış. İçerde türbenin olduğu yerde resim çekmek yasak. İçerisi çok kalabalık. Ben yasak olmasına rağmen birkaç poz çekebildim.İçeri girerken sıkı bir kontrol var. Çantanızın içine kadar arıyorlar.Üstümü arayan hanımlar Türk olduğumu öğrenince bana çok iyi davrandılar.Avluda herkes çarşaflıydı. Zaten buraya çarşafsız girilmiyor. Mahya da bana ninesinin çarşafını getirmiş. Bunu düşündüğü için kendisine teşekkür ederim. Kompleksin dışında bir sürü dükkan var. Hepsi hediyelik eşya satıyorlar. Bir dükkanda Azeri sahipleri  ile sohbet ettik. Daha sonra Cemkeran Camisine gittik. Mahya bizi iki saat sonra geleceğini söyleyerek bıraktı.

Cemkeran Camisi Kum’da mutlaka görülmesi gereken muazzam bir kompleks. Burası inanışa göre kıyamet öncesi geleceğine inanılan Hz.Mehdi(A.S) adına yaptırılmıştır. Hz. Masume türbesine yarım saat uzaklıktadır.  Cami çok büyük bir avlunun içinde yer almaktadır. Hatta içinde ring seferi yapan treyler çalışmaktadır.Şu anda restore devam etmektedir. Avluya kadınlar ve erkekler ayrı kapılardan girmektedirler. Ama kapıdan girilince avlu müşterekti. Mehdinin salı günü çıkacağına inanıldığından cami salı günleri çok kalabalık oluyormuş. Biz  gittiğimizde günlerden çarşamba olduğundan cami çok tenha idi.Avluda çok sayıda minare bulunuyor.En yüksek minare 85 metre yüksekliğinde  camide 2 adette kubbe bulunuyor.Verilen saatte kapıda Mahya ile buluştuk. İsfahan’a doğru yola çıktık.

Tahran 2

Tahran

11 Eylül 2018 Salı

Sabah Otel Persia’da kahvaltıdan sonra Mahya gelerek bizi aldı. Derbent Dağı eteklerinde bulunan Şahların Yazlık saray olarak kullandıkları Sadabat Sarayına gittik. İstanbul kadar olmasa da Tahran’da da trafik bazı saatlerde çok yoğun. Ama Mahya iyi bir şoför ve yolları iyi biliyor. Hatta giderken yolda şarj aleti satılan yerlere baktık. Derbent Dağı İranlı zenginlerin malikanelerinin olduğu bir semt. Çünkü dağ havası. Yazın serin oluyormuş. Neyse sarayın olduğu küçük meydanda arabamızı parkettik. Mahya bizim biletlerimizi almamıza yardımcı oldu ve belirli bir saat sonra geleceğini söyleyerek gitti.

Kaçarlar ve Pehlevi Hanedanı tarafından 3000 dönümlük bir arazide yapılan kompleksin 1800 dönümü doğal orman, şelaleler, yeraltı su şebekeleri, pınarlar ve bahçelerden meydana gelmiş. İçinde ücretsiz araçlar ring seferi yapıyor.Bizde içerdeki küçük sarayların bazılarını gezdik.İçerde bahçeler arasında 19 adet müze gezilebiliyor. Bunlardan en önemlileri Beyaz Saray(Millet Sarayı), Yeşil Saray, Kraliyet Elbiseleri Sarayı, Askeri Müze, Omidvar Kardeşleri Müzesi, Güzel Sanatlar Müzesi, Su Müzesi. Bu müzelerden Millet Müzesini gezerken Azeri bir ailenin çocukları ile konuşarak gezdik.Hepsi çok sevimliydi Resimler çektik.Tekrar bahçeler arasında ring seferi yapan troylere binerek kapıya geldik. Buluşma saatinde Mahya geldi.

Milad Kulesine doğru yola çıktık.Tahran’ın en meşhur yapılarından olan Milad Kulesi şehir merkezinde yer almaktadır. 12. katta bir seyir terası bulunan kule 360 derece dönebilmektedir. 2000 yılında inşasına başlanıp 2007 yılında bitirilmiştir.Yüksekliği 435 metredir. Milad Kulesinin giriş ücreti turistlere çok yüksek olduğundan biz içeri girmedik. Sadece dışardan resmini çekerek  Kum şehrine gitmek üzere yola devam ettik.

Tebriz’den Tahran’a

10 Eylül 2018 Pazartesi

Tahran

9Eylül 2018 tarihinde Tebriz otobüs garajından Royal Safar firmasından VIP otobüslerine gece 22.00 de binerek cok güzel bir yolculuktan sonra Tahran Arjantin terminaline geldik. Şoför bizi firmanın bekleme salonuna getirdiğinde sabah saat 5.30 du.Biraz sonra bizi İran’da gezdirecek olan Mahya Sohrabi geldi. Biz Internet ten İran’daki “Magic Travel” şirketini bularak anlaştık. Şirketin merkezi Isfahan’mış. Genel müdürü N.Momeni.Genç bir hanım.Birçok şirketle görüştük. Bu şirket hakkında yorumları olumlu bulduk.Ödeme işi önemli.Çünkü banka ile gönderilmiyor. Kredi kartı ödemesi yok İran’la. Biz ödememizi İran’da İsfahan’da yaptık.Onlar bize güvendi. Biz de onlara. Gerçekten herşeyden memnun kaldık.

Sabah çok erken olduğundan Mahya bizi otele götürdü.Saat 10.00 a kadar otelde dinlendik.Otel Persia’da bir gece alacağız.Mahya saat 10.00 da geldi; yanında “Muhammed “adlı bir kişi getirdi.Kendisinin bir işi olduğunu ve ve bizi Muhammed’in gezdireceğini söyleyerek; bizi bırakıp gitti. Muhammed bilgili ve efendi bir gençmiş. Bize gezdirilecek yerleri o gezdirdi. Teşekkür ediyoruz.Önce Gülistan Sarayını gezeceğiz.

Günümüzde müze olarak kullanılan saraya bilet alınarak giriliyor. Şu an sarayın bulunduğu yer Safevi imparatoru 1.Tahmasb zamanında kale olarak yapılmış. Kalenin içinde bir saray bulunmaktaymış. Daha sonra Türk Kaçar Hanedanı zamanında Tahran başkent olunca burası da hanedanların ikametgahı olmuş.Bu müzeyi gezmek için her bölüme ayrı bilet alınarak giriliyor.Sarayda 12 salon bulunuyor. Bahçede büyük bir havuz ve kafe var. Biz bütün salonları gezmedik. Aynalı salon, güneş salonu, mermer taht salonu ve Kerim Han salonunu gezdik. Mesela Mermer Taht salonu 1806 da yapılmış. 65 parça mermerden oluşuyor. 1925 yılında Şah Rıza Pehlevi bu tahta bu salonda çıkmış. Aynalı salon Pehlevi Hanedanı zamanında resmi törenler için kullanılmış. Güneş salonu ise 1868 yılında Tahran’a yüksekten bakmak için Nasrettin Şah zamanında yapılmış.Ayrıca Nasrettin Şah döneminde sarayda birçok değişikliklikler yapılmıştır.Pehlevi döneminde(1925-1979) bu saray devlet resepsiyonları için kullanılmıştır. Saray binalarının dış cephesi el işçiliği olan özel mozaiklerle süslüdür. İçerlerdeki salonlarda kullanılan eşya ve mobilyalar da sanatsal değere sahip el işi ile yapılmıştır. Mermerler Yezd şehrinden getirilmiş olup aynalardaki el işçiliği muhteşemdir. Gülistan Sarayı Unesco Kültür Mirası Listesinde yer almaktadır.

Sarayı gezdikten sonra bahçede oturup birer çay içtik. Buradan kapalıçarşıya gittik. Kapalıçarşının olduğu yerler çok kalabalık ve cadde boyunca trafiğe kapatılmış. Sadece  faytonlar ve bisikletler çalışıyor. Bir de etrafı açık bir trenle caddede geziliyor.İran mimarisinin bulunmaz örneklerinden biri olan ve tarihi dokusunu halen koruyan çarşı,motifleri, tuğla duvarları, daracık esrarengiz sokakları ile hala canlı alışverişin de odak noktası. Kubbe süsleme çalışmaları yer yer devam ederken, tepelerdeki elektrik kabloları da hemen göze çarpıyor.  Çarşıda Tebriz’li Azerilerin işlettiği dükkanlarda kuyumculuk, halıcılık,porselen mutfak eşyaları, nevresimler,  havlular, kuru yemişçiler dikkati çekiyor.Çarşı uzun caddelerden oluşuyor. Aralarda yanlara açılan dar koridorlar var. Gümüşçüler de çok ilgimizi çekti. Burada pazarı gezen turistlere rastladık. Kapalı çarşıyı gezdikten sonra ana giriş kapısının karşısında oturup dinlendik. Daha sonra yakında bulunan İmam Humeyni Camisine gittik. Çok büyük bir cami. Mavi çinilerle bezenmiş. İçeriyi de gezdikten sonra  Müslüm Lokantasında kebap yedik. Bu lokanta Tahran’ın en meşhur kebapçısı.  Kapıda kuyruk var. İçerde de  oturacak yer yok. Yiyip hemen kalkmak zorundasınız. Zira siz çıkıyorsunuz. Sizin sayınız kadar kişi içeriye giriyor.Kebabı gerçekten çok güzel.Yanında ilaveten pilav veriliyor.Yemeği yedikten sonra  otele döndük. Yarın sabahtan “Sadabad “adlı yazlık sarayı gezeceğiz.