Boğaziçi İskeleleri Ve Vapurları

İstanbul merkezinin üç tarafı surlarla çevrili olup; Halici, Adaları ve Boğazı ile deniz ulaşımını gerektiren bir yapısı vardır.Boğaziçi uzun ve geniş bir suyolu olup semtleri ve iskeleleri ile bir
bütündür. Anadolu yakası Üsküdar’dan başlayıp Beykoz’a vararak Anadolu
kavağı’nda biter.Bir zamanlar Harem-Salacak seferleri de yapılırdı. Kabataş iskelesi ve
Sirkeci iskelesi halen faaliyetini sürdürüyor. Vapur seferleri uzak
semtlerden çok erken saatlerde başlar; mesai saatine yakın merkeze yani
Eminönü ve Karaköy’e ulaşılırdı.

Rumeli ve Anadolu yakasının ilk seferleri 1950 yılında başlamış olup; 5.30 da kalkan ilk vapur saat 7’de Eminönü’ne varırdı. Daha ziyade sebze ve meyve haline giden esnaf ve uzak semtlerde çalışanlar bu seferlerden istifade ederlerdi. Sonra sırasıyla 6.30 ve 7.45 seferleri vardı. 6.30 öğrenci ve işçi vapuru idi. 7.45 vapuru ise direkt gider;  sadece Paşabahçe’ye uğrar ve daha ziyade memur ve esnafın istifadesine sunulurdu. Daha sonraki saatlerde 8.45 ve 9.30 seferleri ve bir öğle seferi yapılırdı. Aşağı yukarı Rumeli yakası seferlerinin tarifesi de aynıydı.Daha sonra vapurlar saatlerinde yeni seferlere devam ederlerdi. Eminönü’nden köprüye yürüdüğümüzde birinci iskele Anadolu yakasına, ikinci iskele Rumeli yakasına, üçüncü iskele de Üsküdar’a yapılacak seferlere aitti. Karaköy tarafından merdivenle inilen ilk iskele Kadıköy, ikinci iskele ise Adalar iskelesiydi.Sonraları eskiyen köprünün yükünü azaltmak için iskeleler Eminönü ile Sirkeci arasına alındı. Köprünün altında bilet gişeleri, atölyeler, kahveler, büfeler, Uzun Ömer bilet gişesi ve gazete bayileri vardı.

Boğaziçi’ndeki iskelelere gelince; o zaman beton iskeleler yoktu. Çapları en az elli cm. olan kazıkların önce kabukları soyulup sivriltilir, ziftlenerek çakılır, birbirlerine kalın kalaslarla bağlanırdı. Sonra iskelelerin üzerleri kaplanır ve iskelelerin kapalı mekânı olan yolcu bekleme yerleri yapılırdı. Gemi iskeleye gelince halat atılarak gemi bağlanırdı.  Seyyar iskele verilip yolcular indirilir, yerine yenileri bindirilirdi. Önceleri 1. ve 2. mevki olarak ikiye ayrılırdı. Bazı büyük gemilerde bir de lüks mevki vardı. O devirde gemilerin hepsi kömürlü istimliydi. Vapur iskelelerinin bekleme salonları da kömürle ısıtılırdı. Gemilerin kazan dairesinde yanan kömür artıkları kol ile çalışan kuyu çıkrığı gibi bir asansörle yukarı çekilir; tavanda yürüyen makaralı bir rayla denize dökülürdü. Gemilerin sefer aralarındaki boşluklarda kömür ikmali yapılırdı. Gemiler kömür istimli olduğu için kışın çok sıcak olurdu. Yazın ise üst güvertede
yan bölmeler kaldırılır; püfür püfür seyahat edilirdi. Vapurların orta kat ve lüks mevkilerinde yaşlı başlı kalantor beyler, hanımefendiler oturur; gençler ve talebeler üst katı, baş ve kıç altını tercih ederlerdi.

Eski yolcuların hepsi birbirini tanır, sabah akşam aynı vapurlarla gelip giden insanlar arasında tabii ki bir yakınlık, muhabbet doğardı. Bu, yolcuların ineceği iskeleye kadar sürer, bazen de bitmez, akşama veya yarına kalırdı. Ben şahsen sohbete veya uyuyakalıp ta ineceği iskeleyi kaçıranları çok gördüm.

Akşam geç vakit dönüş yapan yolcuları, kamarotlar veya gemiciler vapur iskeleye yaklaşırken bağırarak “hayda Kanlıca kimse kalmasın” diye uyarırlardı. Devamlı yolculardan hemen herkesin yeri belliydi. Boğaziçi sakinleri buna saygı gösterir, kimse kimsenin yerine oturmazdı.

Bazı yolcular gemiye erken gelir ama çoğu vapurun kalkmasına üç beş dakika kala kan ter içinde yetişir, bir kısmı da son anda atlardı. Gemi kaptanları köşklerinden yürüyenleri kısa düdükler çalarak acele etmeleri için uyarırlardı.

Vapura binerken bilet alınır, biletler gidiş veya gidiş dönüş olurdu. Ayrıca onluk ve otuzluk kâğıt abonman biletleri vardı. Hatırladığım en eski bilet ücreti talebe 6 kuruş, birinci mevki 30 kuruş, ikinci mevki 20 kuruştu. Gemilerdeki garsonlar hangi yolcunun kahvesini, çayını nasıl ve ne zaman içeceğini çok iyi bilir, ona göre ikram yapardı.

Yandan çarklıların birisinin adı Sahilbend idi. Üsküdar ile Kabataş arasında çalışırdı. Boğazın en iyi kaptanları Şeref ve Hakkı kaptanlardı. Şeref kaptanın iskeleye yanaşır ve kalkarken iskelenin yanındaki yalılardan kahve veya tatlı aldığı rivayet edilir. Boğaz sahil çocukları gemiler geçerken kaptanı selamlar ve “ kaptan düdük “ diye bağırırlar ve hemen her geçişte kaptan da bu çocukları düdükle selamlardı. Vapurda gençler grup halinde otururlardı. Yaz akşamları gruptan sırayla bir kişi Küçüksu’ da iner, haşlanmış sütlü mısır alır, Anadoluhisarı’nda vapura yetişirdi. Bazen de Kanlıca’dan şekerli yoğurt alınırdı. Köprüden Anadolu yakasına sefer yapan gemiler Beşiktaş, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz’da seferini tamamlar; bazı gemiler Yeniköy’e de geçer, yeniden Beykoz’a dönerek yatarlardı.

Bir de Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Yeniköy seferini yapan gemiler vardı.

Bu hatta çalışan eski bir kaptan köprüye her zaman geç gelince yolcular şikayetçi olmuş ve kaptana nedenini sormuşlar. İşte kaptanın cevabı:

“Çengelköy’ün zerzevatından
Beylerbeyi’nin teşrifatından
Kuzguncuk’un hırdavatından
Üsküdar’ın kalabalığından
Geç geliyor” demiştir.
.

Benzer Yazılar

AFRİKA’NIN GÖKKUŞAĞI FAS (2.gün) 2.Gün: KAZABLANKA-RABAT (15 Şubat 2012) Fas, Afrika, Avrupa, Arap ve Berberi kültürlerinin harmanlandığı; bir yanda Atlas Okyanu...
HİNDİSTAN Altın Üçgen Delhi Jaipur Agra Hindistan'a gitmeyi ve atalarımızın oralara götürdüğü kültürü görmeyi her zaman istemişimdir. THY 14 Şubat promosyonundan istifade ederek Hindistan'ı ...
Yusufeli Artvin Doğa Sporları Cenneti 22 Eylül 2014 Pazartesi Tortum Gölü ve Şelalesini gezdikten sonra Yusufeli'ne gitmek üzere Tortum Şelalesi sapağındaki küçük lokantanın bahçesinde ...
FAS-AFRİKA’NIN GÖKKUŞAĞI(5.Gün) TETOUAN-CHEFCHAOUEN (Tetuvan-Şöfşavn) (17 Şubat 2012 Cuma) Chefchaouen Tetouan’a otobüsle yaklaşık 2 saat uzaklıkta, güneyde,...



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir