Balkanlar Makedonya Üsküp

14 Mayıs 2013 Salı (1.Gün)

17 gün olarak planladığımız 6 ülkeyi (Makedonya, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Kosova ve Arnavutluk) kapsayan gezimize Üsküp’ten başlayacağız.

Yaklaşık bir saat süren uçak yolculuğundan sonra İskender Havaalanı’na indik. Havaalanı çıkışında taksiler var. Ayrıca Üsküp-Havaalanı arasında belirli saatlerde çalışan bir otobüs var. Otobüs Euro kabul etmediğinden 5 Euro karşılığı Makedon Dinarı alarak biniyoruz. 25 dakika süren bir yolculuktan sonra Üsküp şehir merkezinde iniyoruz. Bitpazarı semtini sorarak buluyoruz.

Bitpazarının tam ortasında bulunan Corona Otele geceliği 40 Euro dan anlaşarak yerleştik.
(Bitpazarska 28. corona@hotmail.com. Tel:389(0)23232314 cep: 389(0)773340) adresindeki otelde çalışan Yasemin adlı hanım da çok güleryüzlüydü. Bol bol sohbet etme fırsatı bulduk. Otelimiz çarşının tam ortasında olduğundan Üsküp’te rahatlıkla gezip yorulduğumuzda odamızda dinlenebildik.

Önce tavsiye üzerine bitpazarındaki Cosmos adlı köftecide 10 köfte ve Makedonya’ya has peynirli salatadan oluşan bir porsiyona 4,5 Euro ödeyerek karnımızı doyurduk. Yanında ekmek değil de ufak pideler getiriyorlar. Daha sonra Üsküp’ü gezmeye başladık.

Üsküp, Makedonya’nın başşehri olup 506 bin nüfusu ile de en büyük şehridir. Vardar nehrinin iki yakasına kurulmuştur. Vardar nehrinin bir tarafı eski Üsküp, diğer tarafı ise yeni Üsküp’tür. Eski Üsküp’te Müslümanlar, yeni de ise diğer milletler yaşamaktadırlar.

Üsküp merkezinde 1492 yılında Yavuz Selim’in veziri tarafından yaptırılan Mustafa Paşa Camisi, Üsküp depreminde zarar görmüş olup Tika (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) tarafından 2011 yılında restore edilerek ibadete açılmıştır.

Üsküp kalesine çıkarken tanıştığımız İlksen Hanım eşinin burada bulunan bir Türk firmasının genel müdürü olduğunu; yanındaki iki akrabasının kendilerini Türkiye’den ziyarete geldiğini ve onları gezdirdiğini belirterek bizi de gezdirebileceğini söyledi. Arabasıyla kaleye çıkarttı ve birlikte kaleyi dolaştık. Resimler çektik. St. Spas kilisesine gittik. Daha sonra bizi bitpazarı denilen eski şehre bıraktı.

Yaklaşık 500 yıllık Osmanlı Medeniyetinin izleri eski Üsküp’te adım başı görülüyor. Çarşıdaki yan yana sıralanmış eski ve küçük tek katlı dükkanları, Arnavut kaldırımlı dar sokakları ile kendimi İstanbul-Mahmut paşa’da zannettim. Çarşıda en çok kuyumcu ve kebap- köfteci var. Burada köfteye cevapcici deniliyor. Sokak aralarında börekçi de çok fazla görülüyor. Böreği poğoça arasına koyup yiyiyorlar. Peynirli, ıspanaklı, patatesli ve kıymalı börekleri çok meşhur. Bir de dondurmaları çok lezzetli. Bitpazarında hediyelik eşya dükkanı olan Mehmet Kazdal Bey bize güzel Türkçesiyle her konuda yardımcı oldu. Yorulduğumuzda dükkanının yanındaki banklara oturarak onunla sohbet ettik. Diğer yandaki çaycıda da bol bol çay içtik. Ufak meydanda Muratpaşa Camisi var. Ancak namaz vakitleri dışında kapalı. Caminin önündeki fıskiyelerden gelen geçen su içiyor.

Vardar nehri Üsküp’ü ortadan ikiye bölmüş. Nehrin kıyılarında kafeler var. Dışişleri Bakanlığı, Opera binası yeni inşa edilmiş. Daha birçok bina yapılıyor. Osmanlılardan kalma tarihi Taşköprü bütün ihtişamıyla Vardar’ı bekliyor. İki köprü daha var. 2014 yılında AB’ye gireceği söylenen Makedonya’ya verilen hibelerle yeni Üsküp tarafında inşaat faaliyetleri çok fazla. Büyük büyük heykeller dikilmiş. Ama Müslümanların yaşadığı eski Üsküp’te hiçbir faaliyet göremedik. Tam yeni Üsküp Meydanını gezerken üç Türk genci ile karşılaştık. Siirtli Serkan Şahin fizik tedavi, Siirtli Bilal Özenç fizik tedavi, Diyarbakırlı Mehmet Demir ise mimaride okuyorlarmış. Çok efendi olan gençlerle sohbet edip Üsküp hakkında sorular sorduk.

Meydan büyük ve heykellerle dolu, kenarlarındaki banklarda insanlar oturuyor. Vardar nehrini seyrediyorlar. Gençlerle sohbet edip resim çektikten sonra otelimize döndük.

15 Mayıs Çarşamba(2.gün)

Otelin alt katındaki kahvaltı salonunda kahvaltımızı yaptıktan sonra Muratbey Camisine gittik. Cami kapalıydı ve içerisi harabe gibi görünüyordu. Caminin avlusu ise bakımlıydı ve bahçede saat kulesi vardı. Biraz bahçedeki banklarda oturduk. Daha sonra Nakşibendî tarikatına ait olan İsabey Camisine gittik. 1968 de restore edilen caminin içi gayet güzel.

Bitpazarındaki Çifte Hamam restore edilmiş olup sergiler için kullanılıyor. Biz orada iken Azerbaycan’a ait bir sergi açılışı vardı.

Üsküp Vodno Dağının eteklerine kurulmuş. Tepesindeki Meryem heykeli Üsküp’ü adeta yukarıdan kucaklarcasına bakıyor. Önce teleferikle 100 Dinar ödeyerek tepeye çıktık. Tepeden Üsküp’ü seyretmek bir başka güzel. Daha sonra Matka Kanyonuna gittik.Kanyona giderken yol üzerinde bulunan Gılumova Köyündeki iki minareli caminin Türkiye tarafından yeni yaptırılmış olduğunu öğrendik.Kanyon görülmeye değer. Treska Nehrinin kenarında bulunan kanyonda rafting yapılıyor ve teknelerle geziliyor. Etrafında piknik yapılacak yerler var. Tarihi Matka Manastırında 15. yüzyıldan kalma freskler var. Kanyondaki mağaralara ise teknelerle gidilebilir.

Makedonya Cumhurbaşkanı Müslüman. Adı Rıfat Mürtezi. Başbakan ise Hıristiyan. Adı Nikola Grevski.Bunları bize Matka Kanyonu ve teleferiğe götüren şoför Fuat anlattı. Fuat’la 27 Euro’ya anlaşmıştık. Ancak bizden 10 Euro fazla istedi. Neyse garaja kadar götürdü ve 27 Euro ödedik.

Bu arada yine Osmanlılardan kalma tarihi Kapan Handan bahsedeceğim. Eski Üsküp’te dar sokaklardan ufak bir meydana çıkılıyor. Meydandaki fıskiyenin etrafını restoranlara ait masalar çevirmiş. Üstte de güneşe karşı şemsiyeler var. Onların arasından geçilerek birkaç basamak merdivenle Kapan Hana giriliyor. Ancak içi çok bakımsız. Avluda bir tarafta çay içilen bir bölüm var. Oraya minderler, küçük iskemleler koymuşlar ama diğer tarafları ot bürümüş. Biz orada çay içerken gelin ve damat akrabalarıyla gelip resim çektirdiler. Üst katları kapalı duruyor. Zamanında burası çok canlı bir ticaret merkezi iken bugün adeta sessizliğe bürünmüş.

İşte böyle bazen hüzünlenerek evladı Fatihan diyarı buraları dolaştık. 500 yıllık Osmanlı hükümdarlığının izleri buralarda pek silinmiş görünmüyor; hatta küllerinden yeniden doğmaya çalışıyor. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra yavaş yavaş taşlar yerine oturacak inşallah.
Öğleden sonra Üsküp’ elveda diyerek Kalkandere’ye gidip Osmanlı eserlerini ziyaret edeceğiz.

Benzer Yazılar

Balkanlar Hırvatistan Dubrovnik DUBROVNİK 26 Mart Pazar(13.Gün) Dalmaçya sahillerinin gotik yapıları, sütunlu geçitleri, Rönesans’tan kalma meydanları, gizemli dar sokakları il...
FAS-AFRİKA’NIN GÖKKUŞAĞI(4.Gün) TANCA- TETOUAN(17 Şubat 2012) Fas’ın en kuzeyinde yer alan Tanca ile doğuda Akdeniz kıyısında bulunan Tetouan kasabası arasında tren olma...
AFRİKA’NIN GÖKKUŞAĞI FAS (2.gün) 2.Gün: KAZABLANKA-RABAT (15 Şubat 2012) Fas, Afrika, Avrupa, Arap ve Berberi kültürlerinin harmanlandığı; bir yanda Atlas Okyanu...
Sidi Bou Said Tunus 11 Şubat 2014 Salı Sabah Carlton Otelde açık büfe kahvaltımızı yaptık. Yandaki masada da Türkler vardı. Tunus'ta un fabrikası kuran mühendislermiş....



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir