Taşkent Özbekistanın başşehri Tarihi İpek Yolu

Taşkent Özbekistan’ın başşehri.

21 Haziran 2018 Perşembe

Samir Otelde  biraz dinlendikten sonra Taşkent’i gezmek için  dışarıya çıktık.140 nolu otobüse binerek Emir Timur Meydanına gittik. Burada Emir Timur’un büyük bir heykeli var. Heykel bir parkın içinde.Yakınında Müstakillik meydanı ve Sanat Müzesi var. Müze kapanmak üzere idi.İçini gezmemize müsaade ettiler. Sanat Müzesinin tam karşısında ise Prens Romanov Sarayı var. Ancak  haftada bir gün ziyarete açık olduğundan içeri giremedik. Bahçesini çevreleyen demir parmaklıkların arkasından sarayın resmini çekebildik. Parktan daha aşağılara yürüdüğümüzde ise yerel ressamların resimlerini bir cadde boyunca sergilediklerini gördük. Oradan yemek yemek için bir lokanta ararken güzel bir meydanda “Milli Türk Taomları” yazısını görerek o Türk restoranına gittik. Şaşlık kebabı yedik. Bol bol Türk çayı içtik.Bizimle çok ilgilendiler. Sahibi Türkmüş. Sohbet ettik. Otele dönmek için durakta bayağı bekledik .En sonunda bir Özbek bizi taksiye bindirip paramızı ödeyerek bizi otele gönderdi.

22 Haziran 2018 Cuma

Sabah saat 07.30 da Samir Oteldeki kahvaltıdan sonra dışarıya çıktık. Kahvaltıda peynir, yumurta ve siyah ekmek vardı. Otelin yakınındaki duraktan 140 numaralı otobüs ile Uzbekistan Otelinin önüne geldik. Şehri gezdiren iki katlı “sightseeing” denilen gezi otobüsleri bu otelin önünden kalkıyor. Bu arada üniversitede İngilizce eğitimi gören çok tatlı ve alımlı bir kız olan  Emine ile tanıştık. İngilizcesini ilerletmek için bizimle gelmeyi teklif etti. 2 kişi için 100.000 som ödedik. O da kendi parasını ödeyerek bizimle bütün gün gezdi. İlk defa Tv.Kulesini gezdik.  Dere kıyısındaki Minör Camisine gittik. Daha sonra Hz.İmam Camisine gittik.(Barak Han ) Hz.Osman’ın Kuranı Kerimi burada ayrı bir binada sergileniyor. Fakat içerde resim çekilmiyor.Ancak binanın dıştan resmi çekiliyor. Dünyanın en büyük ikinci kur’anı olan bu kuran Timur tarafından Semerkant’tan buraya getirilmiş. Daha sonra Abdülkasım Medresesini gezdik.

Öğleyin Chorsu Pazardan (kapalı pazar)kiraz, kayısı ve erik aldık.Pazar çok büyük. Günlerden cuma olduğundan Abdülkasım Medresesinin karşısında mavi kubbeli yeni camide cuma namazı kılınırken ben de oturarak dinlendim.Başka bir yoldan taksi ile otele döndük. Saat 16.00 idi ve çok yorgunduk.

Dostluk Sınır Kapısı Kırgızistandan Özbekistana Geçiş

Dostluk Sınır Kapısı

21 Haziran Perşembe

Sabah saat o6.30 da kaldığımız Oş  Shangai Hotel’in çağırdığı taksi ile anlaşarak Dostluk Sınır Kapısına geldik. Kırgızistan’ın para birimi Kırgız somu Bir ay evvel 1 TL 16 Kırgız somu idi. Bugün baktığımda 1 TL 20 som olmuş. Sınır kapısı Oş Şehrine 5 Km. uzaklıkta.150 Kırgız somu verdik şoföre. Yani yaklaşık.9.5 TL. Taksi yol kenarına parketti. Yol zaten geniş fakat çok bozuktu. Bir gün evvel sınır hakkında konuştuğumuz Özbekler geçişin çok zor olduğunu  hatta bir günde zor geçtiklerini anlatmışlardı. Yolun tam ortasında çift taraflı tel örgülü bir kapı vardı. Bir de yolu sağında tel örgülerin arkasında  kolilerle bekleyen insan kuyruğu çok fazlaydı. Biz doğru ortadaki tellerle çevrili kapıya gittik. Kapının arkasında duran iki polise turist olarak Türkiye’den geldiğimizi  ve Özbekistan’a gideceğimizi söyledik. Bizi hemen aldılar. Ve sağ taraftaki indirme gibi görünen tek katlı binaya gitmemizi söylediler. Orada da ellerinde pasaport ile  bekleyenleri geçerek ilk sırada pasaportlarımıza Kırgızistan çıkış kaşesi vuruldu. O  gecekondu gibi tek katlı binadan çıkarak 15 metre ilerde Özbekistan kısmına geldik. Orada da polisler bize çok ilgi gösterdiler. Hatta şapkalarını giyip resim çektik. Hiç sıra bekletmeden pasaportlarımıza kaşe bastılar.  Delofruz adlı hanım polis babasının İstanbul’da çalıştığını söyleyerek bizimle çok ilgilendi. Bizi lavaboya götürdü. Gideceğimiz yol hakkında bilgiler verdi.Taksicilerin fazla para isteyeceği hususunda bizi uyardı. Biz de İstanbul’a geldiğinde bizi araması için adres verdik. Teşekkürler Delofruz.Özbek sınırında  sağlı sollu taksiciler Andican Şehrine dolmuş yapmak üzere bekliyorlar. Hem yolcu çok hem taksi.Biz 20.000soma yani iki kişi yaklaşık 12.5 Tl anlaşarak  yarım saatte Andican’a geldik. Yolda bize bir baba-kız eşlik etti. İndiğimizde ise bizimle resim çekilmek istediler. Andican’a geldiğimizde şehir girişinde Taşkent’e gidecek taksi dolmuşlarının beklediği yerde indik. 50.000 soma gidilebilir yere maalesef 160.000 Özbek somuna anlaştık. Yaklaşık 100 Tl ye  iki kişi Taşkent’e gitmek üzere hareket ettik. Taksi de iki kişi daha vardı.Yol kuzeye doğru ilerliyor ve 5 saat sürüyor. Yolda molalar verildi. Mola veriler yerler çok güzel. Yiyecekler satılıyor. Bilhassa samsa denilen sımsıcak poğaça şeklinde içi etli ekmekleri çok harika. Ayranları buz gibi ve çok ucuz.Arabalar benzin  alacakları  zaman önce yolcuları bekleme yerlerinde indiriyorlar. Siz de o arada birşeyler yiyip içip dinleniyorsunuz. Daha sonra sizi gelip alıyorlar ve yola devam ediliyor. Yol molalarla 7 saat sürdü. Bu arada Fergana Vadisinden geçiliyor. Yollar çok geniş ve yol kenarlarında meyve ve sebze satıcıları var. Buraları tarihi ipek yolu. Arazi çok mümbit. Çok fazla kayısı ağacı gördük. Her yer yemyeşil. Taşkent’e geldiğimizde saat 15.00 olmuştu. Taksici oteli çok aradı. Samir Otel’i çok zor bulduk. Saat 16.00 ya kadar dinlendik.

Özbekistan’la Kırgızistan arası  sınır kapıları daha evvel kapalı idi. Ancak Özbekistan cumhurbaşkanı ölüp yerine yenisi geçince kapılar açıldı. Savaşlar bitti. İlk defa bu kapı açıldı ve daha bir yıl olmadı. Ayrıca Türklere uygulanan Özbek vizesi kalktı. Yoksa Özbekistan’a bir tura katılmadan gitmek adeta imkansız gibi idi. Vize için kişi başı 250 dolar para isteniyordu. Şimdi ise şayet pasaportunuz varsa vizesiz gidebilirsiniz.

OŞ Hazreti Süleyman Dağı KIRGIZİSTAN Orta Asya Yollarında

Oş Hazreti Süleyman Dağı

19 Haziran 2018 Salı

Pegasus Havayolları biletlerimizi 2017 Aralık ayında almıştık.2 kişi gidiş geliş 894.-TL tutmuştu. Zaman çabucak geçti. 19 Haziran Salı günü saat 20.10 uçağı ile Kırgızistan’ın başşehri Bişkek’e hareket ettik. Uçak tıklım tıklım doluydu. Rahat bir yolculuktan sonra saat 04.30  da Bişkek Manas Havaalanına indik. Pasaport kontrolünden geçerek Osh uçuşunun olduğu A3 bölümüne geldik. Bu arada birçok Kırgız ile tanıştık. Bize hep yardım ettiler. Dillerimiz birbirine çok benziyor. Anlaşmak çok kolay.07.35 de Oş Şehrine gitmek üzere Air Manas Havayolları uçağına bindik. Oş Şehri Kırgızistan’ın güneyinde ve Özbekistan sınırına çok yakın.Eğer  karayolu ile gidilirse 9 saat sürüyor. Ama Air Manas ile 30 Dakika. Air Manas Pegasus Havayolları ile ortak çalışıyor ve biz 95.-Tl kişi başı bilet bulduk.Saat 08.05 te Oş Şehrine geldik. Havaalanında kalacağımız Hotel Shanghai City’nin servisi bizi bekliyordu.Otel biraz şehrin dışında ama Çin tarzı dekore edilmiş zannedersem şehrin en güzel oteli. Aziz ve Erkin bize yardımcı oldular. Resepsiyonda İstanbul saatinin olması hoşumuza gitti. Kahvaltımızı ettik. Bir taksi çağırarak Hazreti Süleyman Dağına gittik. Ancak dağın tepesindeki Hz. Süleyman’ın yaşadığı mağaraya araba ile çıkılmıyor. Arabalar dağın aşağısında sizi bırakıyor.Dağın tepesindeki mağaraya yürüyerek çıkıp yürüyerek iniyorsunuz. Yol boyunca iki taraflı kayısı ağaçları vardı.Kayısılar yerlere dökülmüştü.

Oş şehri Kırgızistan’ın ikinci büyük şehri. Ülkenin güneybatısında ve tarihi İpekyolu üzerinde.Hz.Süleyman’ın şehrin tam ortasındaki dağa tırmanıp dua ettiğine ve uyuduğunda vücudunun izinin orada kaldığına inanılıyor.Oş şehrinin tarihi 3 bin yıl öncesine dayanıyor.Buraları zamanında Büyük İskender’in geçtiği tarihi İpek Yolu. Fergana Vadisinin güneyindeki şehir iki ülke arasında sıkışmış gibi. Özbekistan ve Kırgızistan. Süleyman Dağı 2009 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası listesinde. Hz.Muhammedin de bu dağı ziyaret ettiği ve dua ettiği söyleniyor. Bu yüzden burasının Müslümanlar açısından önemi çok. Biz de yürüyerek zor şartlarda  mağaraya kadar tırmanıp ziyaret ederek yarı hacı olduk inşallah.Bugün mağarayı müze haline getirip restore etmişler. İçine girilip geziliyor.Daha sonra dağın eteklerindeki 5 bin kişinin ibadet ettiği Şehittepe Camisini geçerek Oş Pazarına gittik. Pazara üstünde “Oş Pazarı “yazan bir kapıdan giriliyor. Zamanında Orta Asya’nın en büyük pazarıymış. Yine de iğne atsan yere düşmez. Meyve sebze, kuru yemiş en çok satılanlar. Biz de aldık tabii. Bir de kızı İstanbul’da yaşayan bir hanımdan peynir aldık.

Karahanlılar ilk kez burada tarih sahnesine çıkmışlar. Babür Şah mozolesi de burada. Üzgen şehri ilk başkentleri olmuş. Bu bakımdan da Oş şehrinin tarihi önemi büyük.Daha sonra şehri ortadan ikiye bölen Akbura Nehrinin kenarındaki parka gittik. Burası da Oş halkının gezinti yeri. Park çok büyük ve içerde şaşlık kebabı satan lokantalar mevcut. Biz de Oş Pazarında şaşlık kebabı yedik ve  taslarda içilen çaydan içerek otele döndük.

 

 

Akkerman Kalesi Ukrayna

Akkerman Kalesi

23 Eylül 2017 Cumartesi

Akkerman Kalesi’ne Odesa’dan gidiliyor.Akkerman ve Kili Kalelerinin fethiyle Osmanlı Ukrayna’ya girmiş oldu.

Akkerman Kalesine ya trenle ya da maşrutka ve otobüslerle gidiliyor. Biz giderken Odesa tren istasyonunun yanından kalkan 560 nolu maşrutkaya binerek 2 saatte Bilhorod Dnistrovski’de indik ve 2kişi 94 grivna ödedik. Ayrıca kaleye 40 grivna ödeyerek taksi ile gittik. Kaleye giriş bileti ise kişi başı 50 grivna.

Kale Karadeniz kıyısında ve çok büyük bir kale. Okul çocukları ve turist grupları vardı. 2.Bayezıd bir yıl önce çıktığı taktik seferinden dönüşte Boğdan seferine çıkmaya karar vermişti.Kendisi karadan Edirne’ye ilerlerken, donanmanın da Tuna’ya doğru hareketini emretti.Dobruca’ya giren Beyazıd, Tuna’yı İsakça iskelesinden geçti. Eflak Voyvoda’sının 20 bin kişilik ordusu ile burada birleşti. Tatarlar da burada kendisine ilhak etti. Bayezid, Boğdan’ın kapısı ve anahtarı sayılan ve Karadeniz’e açılan kapısı olan Kili ve Akkerman Kalelerine doğru yola çıktı. Tuna Nehrinin sol tarafında bulunan Kili Kalesi komutanı muhasaralara dayanamayıp 9 günde teslim oldu.(15 Temmuz1484)Kaleye asker ve savaş malzemeleri yerleştirildi. Dinyester Nehri’nin denize döküldüğü yerde bulunan Akkerman Kalesine gelindi. Kuşatma sırasında Kırım Hanı Mengi Giray, 50 bin kişilik ordusuyla Osmanlı Ordusuna katıldı. Bir tarafı deniz, diğer tarafı hendeklerle çevrilmiş olan kale 12 gün sonra 11 Ağustos 1484 tarihinde zaptedildi. Akkerman Kalesinin fethi ile Osmanlı kuvvetleri Kırım kuvvetleri ile karadan irtibatlanmış oldu.Akkerman’ın fethi Moldova için  çok ağır bir darbe olmuştur. Çünkü Moldova için Akkerman ve Kili Hristiyanlık alemi açısından çok önemliydi. Bayezıd, bu seferden elde ettiği ganimetleri, sefere çıkarken Edirne’de temelini attığı hastane, cami imaret ve medreselere tahsis etmiştir. Bu seferde ayrıca Eflak voyvodası ile Kırım Hanı da ganimetler elde etmişlerdir. Kaledeki halkın bir kısmı Eski Biga’ya nakledilmiştir.

Kalenin içindeki alanda bulunan caminin sadece minaresinin bir kısmı kalmış. Çeşitli savaş aletleri sergileniyor. Kalenin burçlarına çıkıldığında Karadeniz görünüyor. Açık alandaki  hediyelik eşya satış yerlerinde el sanatları sergilenip satılıyor.

Kaleyi gezdikten sonra kasabadaki tren istasyonunda bekledik ve trenle direkt Odesa’ya döndük. Tren ücretleri çok ucuz.TL olarak iki saatlik yolculuğa kişi başı 2.80 TL verdik. Tren bomboştu. Yol üzerinde Zatoka diye bir sahil şehrinden geçiliyor. Yaz tatili için Zatoka ‘ya gelinebilir.

KAMANİÇE UKRAYNADA OSMANLI KOKAN TOPRAKLAR

Kamaniçe

19 Eylül 2017 Salı

Çernivitsi’ de şehir meydanındaki parkın önünde toplam 6 kişi toplanarak  ve saat 10.00 civarında minibüsle yola çıkarak önce şimdiki ismiyle Kamyonet Podilski denilen Kamaniçe kasabasına geldik.

Kamaniçe tarihte önemli savaşlara sahne olmuş; Lehler, Ruslar ve Osmanlılar bu şehir ve kaleyi ele geçirmek için zaman zaman savaşmışlardır.1672-1699 yılları arasında sadece 27 yıl bu şehir ve kaleyi elimizde tutmuşuz. Bu kısacık zamanda camiler, kale burçlarını onararak, köprüler inşa ederek burayı Podolyo eyaletinin başşehri  yapmışız. Ancak 1699 yılında Karlofça anlaşması ile buraları Lehlere bırakarak bir daha dönmemek üzere ayrılmışız.

Burada kale dışında en ilginç yer Aziz Petros ve Pavlos Katedrali. Kiliseye bir  kapıdan geçilerek giriliyor.Türkler şehri ele geçirdiklerinde kiliseyi camiye çevirmişler. Bir de minare yapmışlar. Bu minarenin ilginç bir hikayesi var. Türkler Karlofça anlaşması ile şehri Lehlere bırakırken “minareyi yıkmayacaksınız” diye şart koşmuşlar. Lehler de razı olmuşlar. Ancak tepesindeki alemi çıkarıp yerine Meryem Ana heykeli koymuşlar.Kilisenin içinde Osmanlılardan kalma mihrap ta duruyor. Fakat mihraba çıkmak yasak.Kilisenin karşısındaki bahçede de yıkık bir kaç Osmanlı eseri var.

Kamaniçe kalesine bir vadideki köprüden geçilerek gidiliyor. Köprü Osmanlılardan kalmış. Bayağı uzun bir yol yürünüyor.Aşağılarda büyük bir dere(Smotriç Irmağı) akıyor. Etrafı yeşillik ve ağaçlık. O yolu neredeyse yarım saat yürüyerek kaleye gelebildik.Türk Köprüsünden kaleye doğru yürürken arada seyir terasları var. Sol tarafta ağaçların arasında “Asma Köprü” görülüyor. Köprüden asma köprüye merdivenlerle inilebiliyor. Vadiyi seyretmek çok güzel.Köprüye girmeden güzel bir park yapılmış. Oradan da her taraf seyredilebiliyor.

Kaleye biletle giriliyor.Kalenin içindeki açık sahada oturup yemek dahi yenilebilecek yerler yapılmış. Etrafta burçlara çıkılabilir, zindanlar gezilebilir, hediyelik eşya dükkanlarından alışveriş yapılabilir. Müze kısımları görülebilir. Kamaniçe Kalesiyle ilgili olarak anlatılan menkıbeye göre: Genç Osman 1621 yılında dedelerinin yaptığı gibi kale kapılarına kadar gelmiş. Askere sormuş.” Bu kaleyi kim yapmış?” diye.”Allah yapmıştır padişahım” cevabını almış. “O vakit burayı Allah fethetsin”demiş ve ordusunu çekerek geri dönmüş. Kamaniçe Kalesini fethetmek 4. Mehmet’e nasip olmuş ve 400 bin kişilik bir ordu ile kaleyi kuşatmıştır. Ancak fetihten sonra kale 1672-1699 yılları arasında sadece 27 yıl elimizde kalmıştır.

Bundan sonra bir restoranda yemek yedik ve akşam Çernivitsi ‘ye döndük.

 

Hotin Kalesi Osmanlı’nın İzindeyiz

Hotin Kalesi

19 Eylül 2017 Salı

Çernivitsi’deki tur şirketinden  salı günü için Kamyonet Podilski yani Kamaniçe ve Hotin Kalesi turunu çok hesaplı bir fiyata ayarlamıştık.Rehber ve araba onlara ait, yeme içme bize ait oldu. Sabah şehir parkının köşesinde rehber Vasili ve bizden başka diğer 4 kişi buluştuk. Bizi alan minübüsle yola çıktık. Önce Kamaniçe’ye geldik. Kamaniçe’yi diğer yazımda anlatacağım. Kamaniçe’yi gezdikten sonra Hotin’e geldik.

Hotin, Ukrayna’nın kuzeybatısında Çernivitsi vilayetine bağlı(burada “Oblast” deniliyor)10-15 bin nüfuslu bir kasaba.Görülecek tek yeri kasabanın dışında Dinyester Nehri kıyısındaki Hotin Kalesi. Biz direkt kaleye çıktık. Geniş bir park alanında indik. Etrafta açık ve kapalı alanlarında hediyelik eşya satıcıları vardı. Fiyatlar da gayet iyiydi. Ben buradan üstü Hotin Kalesi olarak yapılmış seramik bir kupa aldım.Kaleye gitmek için yapılmış meyilli yolu  yürüyerek önce kale şeklinde yapılmış bir kapıdan geçiliyor; sonra yine yoldan aşağılara yürünüyor. Kalenin karşıdan görünümü çok ihtişamlı. Aşağılarda da durgun halde Dinyester Nehri ve yemyeşil olan karşı kıyılar görünüyor. Kaleye tahta bir köprüden geçilerek giriliyor. Biletleri arabanın park edildiği yerdeki gişeden tur şirketi almıştı.

Genç Osman 200 bin kişilik orduyla 1621 yılında Hotin Kalesini kuşattı. Aynı dönemde Osmanlı’da Yeniçeri ayaklanmaları vardı. Yeniçerilerin sık sık ayaklanmaları ve savaştan kaçmaları; bunlara göz yuman Yeniçeri ağalarının da kaçan askerleri bildirmeyip onlara ödenen paraları almaları ve kendi adlarına kullanmalarının farkında olan Genç Osman her köprü geçişte orduyu durdurup saydırıyordu. Bu da hiç hoş karşılanmadığından savaşa huzursuzlukla gidildi. Kuşatma başarısızlıkla neticelendi ve HOTİN KALESİ Osmanlı himayesinde Boğdan Beyliğine bırakılarak bir anlaşmaya gidildi. Şu an kale içinde üst kata çıkılan merdiven başında Genç Osman’ın portresi durmaktadır. Üst katta müze kısmında Osmanlılardan kalma mezar taşı, savaş resimleri ve diğer eşyalar sergilenmektedir. Kale içinde diğer bölümlerde zindanlar, işkence odaları ve aletleri, cami kısmı görülebilir.

Yine aynı yoldan yukarı çıkarak arabamıza geldik. Kamaniçe’ye döndük.

 

 

 

UKRAYNA ÇERNİVİTSİ OSMANLI KOKAN TOPRAKLAR

Çernivitsi  Osmanlıdan hatıra topraklar

18 Eylül 2017 Pazartesi

Çernivitsi’ye gidecek trenin sabah saat 7.00 de hareket edeceğini öğrenmiştik. Bu yüzden akşamdan kahvaltı yerine sabah 6.00 da verilmek üzere bize yiyecek paketi hazırlamışlar. Danışmaya, bizi istasyona götürecek araba istemelerini de tembih etmiştik. Saat 6.00 da bir minibüs geldi ve 100 grivanaya(15 TL )bizi tren istasyonuna getirdi. Biletimizi alarak açık perona gittik. Daha vagonlar açılmamıştı ve peronda kimsecikler yoktu. Neyse zamanında tren hareket etti. Öğleden sonra saat  13.30 sularında Çernivitsi tren istasyonuna geldik. Bir taksi ile şehir meydanına yakın bulunan Holovna Caddesindeki bir otele gittik. Ancak oteli beğenmedik. Dışarıda rastladığımız Japon bir turist cep telefonundan Türk lokantalarına baktı. En yakınındakine gitmeye karar verdik. 1 km. kadar yürüdükten sonra üst katı kafe alt katı lokanta olarak kullanılan kafeye geldik. Bizi çok iyi karşıladılar. Hemen öğle yemeği yedik. Lokantanın sahibi Türk olup eşi Ukrayna’lı. Ancak çok güzel Türkçe öğrenmiş. Bize yakında yeni yapılmış bir otel buldu. Lokantada civarda gezilecek yerler hakkında bilgi alırken yan masada oturan Türk bizi arabasiyle gezdirmeyi teklif etti. Kocaman jipiyle her tarafı gezdirdi.

Şehrin tam ortasında maviye boyanmış Belediye Binası meydana bakıyor.Biz tabii hemen içinde Türk Çeşmesi, Türk kuyuları bulunan Türk Meydanına gittik. Meydandaki en önemli yapı Türk kuyuları .Üç adet kuyunun üstü camla kapatılmış. Yanında bir kaç basamakla çıkılan Meydan Çeşmesi bulunuyor. Muslukların üstündeki süslemeler ve çeşmeler kaldırılmış. Sadece düz mermer olarak restore edilmiş. Yuvarlak ve ufak meydanın  bir kısmında eski çiniler görülüyor. Yolun karşısında tarihi Türk Hamamları bugün devlet daireleri olarak kullanılıyormuş. Meydanın diğer tarafındaki yolda ise ufak tarihi köprü görülüyor. Buradan şehrin en meşhur caddesi Olya Kobilyanska Caddesine gittik. Cadde paket taşları ile döşenmiş ve araç trafiğine kapatılmış. Caddenin iki tarafındaki kafelerin önleri çiçeklerle süslenmiş. Arka taraflarındaki iki katlı evler ise rengarenk boyanmış. Yolun ortasına bir fayton koyulmuş. Oturup resim çektirdik. Dinlenmek için süslü banklar koymuşlar.

Bizi arabasiyle gezdiren Türk ısrarla üniversiteyi göstermek istedi.Çernivitsi’nin en önemli yapısı olan üniversite kızıl tuğladan yapılmış.Bahçe içinde , bahçe duvarları bile renkli tuğlalarla örülmüş, giriş kapısı, iç avluları çiçekler ve ağaçlarla dekore edilmiş, ana bina mimarisi  ile muazzam bir yapı.Moskova’nın ünlü kiliselerine benzettim. 1864-1882 yıllarında Çek mimar Josef Hlavka tarafından yapılan binada o devirlerde din eğitimi verilmiş. Sovyet döneminde ise bu eğitim durdurulmuş. İkinci Dünya Savaşında büyük hasar gören yapı daha sonra restore edilerek  üniversite olarak eğitime açılmış. Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası olarak koruma altına alınmış.Bu arada yağmur başlamıştı. Yarın Kamyonet-Podilski’de bulunan Hotin Kalesi turuna katılmak için tur şirketine kayıt olmak üzere bize verdikleri adresi hayli aradık. Bulamadık. Meğerse bir hediyelik eşya dükkanının arka tarafındaymış ve caddede hiç bir levha yoktu. Neyse bir kaç telefon sonunda onlar gelip bizi buldu. Yarın inşallah bu turla Hotin Kalesine gideceğiz.

 

 

Ukrayna Lviv Şehrinin Güzellikleri

Lviv

16 Eylül 2017 Cumartesi

Ukrayna’nın tarih kokan şehri Lviv’e gitmek için saat 9.00 da otelden ayrıldık. Otelin 20 metre yukarısındaki metro istasyonundan metroya binerek Kiev  tren istasyonuna gittik. Kiev tren istasyonu gayet güzel. İçiçe geçmiş salonları var. İkinci bekleme salonunda oturduk. Yolcularla sohbet ettik. Daha sonra 5 nolu perona çıkarak trene bindik. Trenler kompartıman şeklinde ve 6 şar kişilik. Yanımızdaki genç kızla bayağı sohbet ettik. Resimler çekildik. Tren yolculuğu 6 saat sürdü. Lviv’e geldiğimizde hava kararmıştı. İstasyonun karşısına geçtiğimizde ise yağmur başladı. Bizi Swiss otele götürecek taksi bulmakta zorlandık. Neyse tren garına hayli uzak olan otele geldik.Burası butik otel fakat çok sevimliydi. Otel klasik tarzda ve  zevkle döşenmişti. Mesela perde ve duvar kağıdı resimleri aynı desenlerdeydi. Şimdiye kadar gördüğüm oteller içinde klasik tarzda en güzeliydi. Modern tarzda ise Mekke ve Yeni Delhi’deki Le Meridien’di. Neyse otelde eşyaları bıraktıktan sonra gece de olsa biraz dışarıya çıkıp bir şeyler yiyelim dedik. Otelden çıktıktan sonra 200 metre yürüdüğümüzde bir Türk lokantası gördük. Sahibi Tunceli’li Ali Bey. Hemen girdik. Gönül rahatlığı ile bir şeyler yedik ve sohbet ettik. Yarın Lviv’i gezeceğiz. Bu konuda bize bilgiler verdi.Saat 24.oo yaklaşırken otele geri döndük

17 Eylül pazar sabahı kahvaltı salonuna geçtik. Gerçekten kahvaltı salonunun dekorasyonu da harikaydı. Güzel bir kahvaltıdan sonra dışarıya çıktık. Önce şehri “chudo tren” denilen tren görünümündeki  tur aracı ile 1 saat  gezdik. Daha sonra da belediyenin önünden kalkan gezi otobüsünü bulup onunla gezdik. Burada gezerken kulaklıkla Türkçe anlatım yapıldı. Tatarska diye bir caddeden geçtik. Burada zamanında Müslüman  tatarlar yaşamış ve çok eziyet görmüşler. Hatta çan kulesine ayaklarından bağlayıp astıkları asker  her sallandığında çan çalıyormuş. Tabii ki bu duyduklarımıza çok üzüldük.

Şehri gezerken binaların mimari yapılarına (neo klasik) hayran olduk. Kiliselerin çokluğuna şaşırdık. Lviv küçük bir şehir ama gerçekten görülmeye değer. Daha sonra dünyaca meşhur ve eski çikolata fabrikasına gittik.Eski bir binada elle yapılan çikolata fabrikası bir kaç katlı. Her katta çeşitli çikolatalar sergilenip satılıyor. Her şeyin kalıptan çikolatası yapılmış ve her standın önünde kuyruk var. Ayrıca öyle ucuz da değil. Açıkta kilo ile satılan çikolatadan  üstünden bıçak ve balta ile kesiliyor. yani çok sert.Turistler  torba torba alıyorlardı Oradan bir sokak arasında bulunan kaşar fabrikası satış yerine gittik. O kadar çok kaşar çeşidi var ki insan nereye bakacağını şaşırıyor. Ancak orası da biraz pahalıydı.180 grivna 1 kilo olursa 26 tl civarında Ben de Eminönü’nde aynı fiyata eski kaşar alıyorum. Ama yine de bayağı eski kaşar peyniri aldık.

Karnımız acıkınca yine Ali Beyin kebap dükkanına giderek sohbet ettik. Ukrayna sanata çok değer veren bir ülke. Sokak ve meydanlarda resimler satılıyor. Her şehirde opera binaları var. Biz de Ukrayna resimlerinin satıldığı meydana gittik. Onlarca kişi yaptıkları resimleri sergiliyordu.Uzun pazarlıklar sonucu Lviv opera binasının yağlıboya tablosunu 800 grivna(Yaklaşık 50 Tl) vererek aldık. Satın aldığınız resim mutlaka imzalı olmalı ve satan kişiden fatura almak zorundasınız. Gümrükten size sorulabiliyor. Bize soran olmadı. Ama valizlerimiz tek tek arandı.

Yarın  Kamaniçe’ye gideceğiz.

 

UKRAYNA KİEV

Kiev

14 Eylül 2017 Perşembe

Sabah Odesa Alarus oteldeki kahvaltımızdan sonra Nami Bey bizi arabasıyla otovagzal denilen otobüs garajına bıraktı. Biletimizi aldıktan sonra 10 numaralı perona geldik. 8.30 da otobüs hareket etti. Otobüsler hayli eski ve öndeki 4 koltuğa yolcu oturtmuyorlar.Yolda 2 kere mola verdikten sonra saat 14.30 civarında Kiev’e geldik. Metroya binerek kalacağımız Otel Ukrayna’ya geldik.Yerleşmede çok problem yaşadık. Neyse hallolduktan sonra odamıza çıktık. Otelin yeri çok güzel. Ukrayna’nın Özgürlük hareketlerinin yapıldığı meydana bakıyor.

Kiev,Ukrayna’nın başşehridir. Ukrayna’nın orta kısımlarında bulunmaktadır.Ukrayna parası grivnadır. 7 grivna 1 TL.Kiev’de gezilecek yerlerin başında Özgürlük Meydanı(Mejdan Nesalegnosti)gelir. Geçmişte bu meydanda bulunan ağaçlar Kiev’in inşası sırasında kullanılmak üzere kesilir. Ortaya çıkan geniş alanda Kiev’e gelen tüccar, elçi ve kervanlar bekletilirmiş. 1991 yılında Ukrayna’nın Sovyetlerden ayrılması için bu meydanda gösteriler yapılmıştır. Yine 2004 yılı başkanlık seçimlerinde bu meydanda protestolar yapılarak devrim gerçekleştirilmiştir. Bugün meydan civarında ve meydanın altında büyük bir alışveriş merkezi bulunmaktadır. Meydanda ise Özgürlük heykeli  bulunmaktadır. Yolun karşı tarafında şehrin giriş kapılarından biri sembolik olarak vardır.

Khreshhchatyk Caddesi: Eskiden Kiev’e bu caddeden girilirdi. Özgürlük Meydanında yer almaktadır. Bu caddede dünyaca ünlü markaların satış mağazaları, sağlı sollu parklar bulunmakta olup hafta sonları ve bayramlarda araç trafiğine kapatılmakta ve caddede konser gibi çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Arena City adli alışveriş merkezi ve Bezarapski Pazarı bu caddenin girişinde olup bitişinde de Özgürlük Meydanı vardır. Asım Beyin sahibi olduğu “Lokanta” adli restoran da Özgürlük Meydanı tarafından caddeye dönüldüğünde hemen solda yer almaktadır. Biz Kiev’de kaldığımız müddetçe hep bu restorana gittik. Türk yemekleri hem nefisti,hem de fiyat gayet iyiydi. Kendisi de bizimle ilgilendi. Orada yemek yiyen Türklerle sohbet imkanı da bulduk.

Altın Kapı(Zoloti Vorota)Özgürlük Meydanının karşısında yer almaktadır.Kiev prensliğinin kurucusu Mudri 1017-1024 yıllarında şehrin çevresine surlar inşa ettirerek bir de giriş kapısı yaptırmıştır. Surlar yıkılmış olmakla beraber giriş kapısı durmaktadır.

Pecherska Lavra: 900yıllık geçmişe sahip bir kiliseler topluluğu olup Dinyeper Nehrine bakan bir tepede ve Lavra adıyla anılan semtte bulunmaktadır. Minyatürlerden ve kilise hazinelerinden oluşan koleksiyonuyla çok ünlüdür. Burada ayrıca birçok yer altı mezarlığı da bulunmaktadır. Caddeden Lavra’ya 24 numaralı otobüs gitmektedir. Lavra’ya yakın bir yerde açık alanda askeri müze bulunmaktadır.

2.Dünya Savaşı Müzesi:Açık alanda 2.Dünya Savaşında kullanılan silahlar sergilenmekte ve vatan ana heykeli bulunmaktadır.

Biz kapalı müzeyi gezmedik. Burada da belgeler ve resimler sergilenmekteymiş.(İnsandan yapılmış sabun, insandan yapılmış eldiven, kemik öğütme makinesi vs)

Ulusal Opera Binası:Binanın görkemli dış mimarisi, iç mimarisi ve zerafeti insanı cezbetmektedir.

Hidropark ve Botanik Bahçesi, Prigovo Açık Hava Müzesi, Andrevski Yokuşu(Resim galerilerinin bulunduğu cadde) görülecek önemli yerlerdir.

Biz Kiev’de 3 gün kaldık ve bu yerleri önce gezi otobüsüyle gezdik. Gezi otobüsüne bir kişi 300 grivnaya bilet alarak binilebiliyor. 7grivna bir tl idi.Gezi otobüsü ile defalarca aynı yerleri dolaşabiliyorsunuz. Bu önemli yerlerde inip ; daha sonra arkadan gelen otobüse biletinizi gösterip binebiliyorsunuz.

 

 

 

 

 

UKRAYNA ODESA

Odesa

13 Eylül 2017 Çarşamba

Onur Air Havayolları ile saat 1o.55 te Atatürk Havaalanından Ukrayna’nın Karadeniz  kıyısında bulunan önemli limanı Odesa’ya gitmek üzere hareket ettik. 1,5 saat sonra Odesa Havaalanına indik.

Ukrayna Türklerden vize istemiyor. Hatta pasaporta bile gerek yok. Çipli yeni nüfus cüzdanları ile gidilebilen bir ülke. 1961 yılında kullanıma açılan Odesa Havaalanı şehir merkezine 7 km. uzaklıkta. Havaalanından merkeze taksi, otobüs,minibüs ve troleybüs işliyor. Biz 14 no lu troleybüse binerek merkeze geldik. Kalacağımız Velika Arnautska Caddesindeki Alarus Oteli bulmak için hayli zorlandık. Yeni yapılmış, güzel ve temiz bir otel. İşletenler Jale ve eşi Nami  Azeri Türkü ve bize çok yakın davranıp; kaldığımız sürece yardımcı oldular.

Odesa’nın daha önceki ismi Hacı Bey’miş. 1794 yılında Ruslar Odesa olarak değiştirmişler. Odesa 1200 yıllarında Kırım Hanı Hacı Giray’ın kurduğu bir Tatar köyüymüş. Daha sonraları 1529 yılına kadar Osmanlı hakimiyeti altında kalmış. 1792 yılında da Rus hakimiyeti altına girmiş.1905 yılında Potemkin Zırhlısı mürettebatının isyanı ile devrim merkezi olmuş. Rusya’nın hakimiyeti döneminde ülkenin en önemli deniz ticaret limanı imiş. Odesa,19.yüzyılda Saint Petersburg, Varşova ve Moskova’dan sonra Rusya’nın 4. büyük şehri olarak Fransız ve İtalyan mimarilerinin klasik yapılarıyla donanmıştır.

Odesa’da Potemkin Merdivenleri, Deribasovskaya Caddesi, Şevçenko Parkı, Luzanovka Parkı, Ekaterinskaya Meydanı, Prymorski Bulvarı, Puşkin Caddesi, Opera Binası, Odesa Katakompları ve Arcadia Plajları en önemli  görülecek yerlerdir. Biz bu yerleri önce city tour treni ile gezdik.Bunların yanında açık ve kapalı pazarlarında süt ve süt mamulleri, et ve et ürünleri, balık çeşitleri  ve taze meyve ve sebzeleri çok ucuza satılmaktadır.Ayrıca Roshen marka çikolataları fabrika satış mağazasından almak mümkündür. Ukrayna, parası grivna olup gayet ucuz bir ülkedir.