Atatürk Türk köylüsünü nasıl “Efendi” yapmak istiyordu?

İlmi, içtimai, siyasi alanda Atatürk’ün anlaşılmamış tarafı varmıdır?
—Vardır. Atatürk’ü herkes anlayamadı ve anlayamazdı. Çok büyüktü. Biz faniler, ona erişemezdik ve anlayamazdık. Bizim onda gördüğümüz lüzumsuz pek ufak teferruattı: Rakı içmesi, neşesi, şusu busu. Çünkü biz daha yukarı çıkamayız.
Bir defa Atatürk, son derece demokrattı. Herkesin diktatör demesine rağmen Atatürk sonsuz demokrattı.

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt mebusu Mahmut, Ruşen Eşref bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi gün Büyük Millet Meclisinde okuyacağı nutku hazırlıyordu. Mahmut’la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da “Ne dersin?”diye soruyordu. Ben ne diyebilirdim? Hiç!..Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:
Bu memleketin efendisi kimdir?
Düşündüm. Cevabı O verdi.
—Türk köylüsüdür, dedi.
Ve devam etti:
—Türk köylüsünü “efendi”yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez.
Birde hatıra anlattı:
—Ben, dedi. Bulgaristan’da ateşemiliterdim. Tedansanlı bir pastanede oturmuştum. İçeriye, temiz giyinmiş, ayağı çarıklı bir Bulgar köylüsü geldi, oturdu. Masaya vurdu. Kimse aldırış etmedi. Hatta bir an evvel gitmesini arzu eden bir yüz gösterdiler. Bir daha vurdu; ayağını da vurdu. Garsonlar geldi ve:
—Burası sizin için değil, dediler. Nihayet patron geldi. “Çık buradan” dedi: Köylü:
—Kimi ve nereden kovuyorsun? Bulgaristan benim sabanımla ve tüfeğimle yaşıyor, utanmaz diye bağırdı. Polis çağırdılar. Onada aynı cevabı verdi. Polis bir şey yapamadı, dışarı çıkıverdi, ve pasta reçel getirdiler.
İşte, dedi. Türk köylüsünü bu hale getireceğiz.
Bir hatıra daha:
Bir gece idi. Yaver geldi. Zannederim yaver Naşit idi. Atatürk’e bir telgraf verdi. Atatürk’e bir telgraf verdi. O sırada Yunanlılarla dehşetli harp oluyordu. Atatürk telgrafı okudu. Telgraf İzmit cephesinden geliyordu. Gece yarısı idi. Atatürk:
—Bu telgraf yanlıştır. Dedi.
Yaver bitişikteki telgrafhaneye gitti, tekrar geldi ve:
—Doğrudur; cevabını verdi.
Atatürk:
—Eğer bu telgraf doğru ise, biz burada duramayız, dedi.
Yaver tekrar gitti ve geldiği zaman:
—Kumandan telgrafı yanlış vermiş, dedi.
Atatürk, işte böyle idi. Karanlıklar içinde beş yüz kilometre ileriyi şimşek gibi gözleriyle deler ve görürdü. Ben, bu vakaların şahidiyim.
Atatürk, çok Türkçü idi;o muhakkak!.Bir gün,beraber oturuyorduk. Merhum Nuri Conker bize, şaka ettiğini işaret ederek:
—Canım, dedi Türklük mülklük ne imiş? Zaten bütün insanlar birbirine karışmıştır. Bunun artık Türkü, Acemi, Fansızı, Rusu olur mu?
Atatürk, hepimizden çok sevdiği arkadaşı, Nuri Conker’e:
—Bana bak Nuri. Her şakana eyvallah ama Türklüğüme ilişme! Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir, dedi.
—Sizce Atatürk’ün lider, inkılâpçı olarak ve ilmin inkişafı hususundaki rolü nedir?
—Çok büyüktür. Bir defa, öz Türkçeyi ortaya atması büyük bir eser; çok büyük bir harekettir. Çünkü bizi bu suretle, benliğimize getirdi. Yarı Arap, yarı Farsça, yarı Frenkçe bir dille bir millet, millet olamaz. Tarihe bakınız; dilini kaybetmiş hangi millet “Ben, varım!” diyebiliyor.
Sonra, Latin harflerini ortaya koyması en büyük bir eserdir. Bugünle yarının, geçmişin kötülükleriyle arkasını kırıp attı ve ileriyi gösterdi.
Şunuda ilave edeyim ki, Atatürk maziden hoşlanmaz bir adam değildi. Mesela: Cengiz’i, Aksak Timur’u, Yıldırımı, Fatih’i çok metheder ve sofrasında ekseri bunlardan bahsederdi. Yıldırım için bir defa şunu söylediğini hatırlıyorum:
—Bir gün ressamlar kahramanlık simasını kaybederlerse, Yıldırım’ı alsın yapıversinler.
Aksak Timur’u da çok akıllı bulurdu. Ve bir gün şunu da dediğini hatırlarım:
—Ben, dedi. Timur zamanında olsaydım, onun yaptığını yapabilir mi idim; onu söyleyemem fakat o benim zamanımda olsaydı, belki daha fazlasını yapabilirdi.
Bayan Afet te bu konuşmada beraberdi.
—Atatürk’e ait, neşredilmemiş ve tarihi bir belge teşkil edebilecek hatıralarınız varmıdır?
—Bu vesikayı üçüncü sorunuzda söyledim. Elimde bulunanlardan başka kuvvetli vesika yok. Şunu da söyleyeyim: Erzurum ve Sivas kongrelerinde iki hadisenin vesikası bendedir. Fakat yanımda değil; Ankara’dadır. Bir gün size veririm.
Bir gün, Erzurum kongresinde şimdiki muhterem mebus Bay Mazhar Müfit Kansu Atatürk’e:
—Bu hareketin sonu ne olacak, demiş.
Atatürk şu cevabı vermiş:
—Ne olsun, istiyorsun?
Mazhar Müfit:
—Cumhuriyete mi gidiyoruz?
Atatürk:
—Bunda şüphe mi var?

Mahmut Esat Bozkurt’un anılarını , Atatürk ve Afet İnan konulu 50×70 boyutundaki yağlıboya çalışmamı sizlerle paylaşmak istedim.

Benzer Yazılar

İstanbul’un Fethi’nde İlkler İstanbul'un fethi dünyada eşi emsali az görülen olaylardan birisidir. İstanbul'un fethi bir ordunun, diğeriyle yaptığı bir savaş...
İstanbul’un Fethi’nin Sebepleri Mübarek ve mukaddes fethi bütün milletçe yad ediyoruz. Allah tarafından kaderimize uygun İstanbul'un fethinin 546. senesinde. İn...
Anonim Kümbet (I) İkikubbe Mahallesinde  Hasan  Padişah Kümbeti’nin kuzeyindedir. Çok yıkık bir durumda olan kümbet 1967’de yenid...
Erzen Hatun Kümbeti Ahlat kümbetlerinin en süslüsüdür. Üzerindeki yazıta göre Karakoyunlu Emir Ali,kızı Erzen Hatun için 1396-...



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir