AFRİKA’NIN GÖKKUŞAĞI FAS (2.gün)

2.Gün: KAZABLANKA-RABAT (15 Şubat 2012)

Fas, Afrika, Avrupa, Arap ve Berberi kültürlerinin harmanlandığı; bir yanda Atlas Okyanusu, diğer yanda Akdeniz, güneyde Sahra Çölü olan ve UNESCO Kültür Mirasına dahil ortaçağ şehirleri, turistik dağ köyleri, çöl safarileri, karlı Atlas Dağları, nehirleri, plajları ile dünyada eşi pek az bulunan ülkelerden biridir.

1912 yılında Fransız egemenliğine giren ülke 1956’da krallıkla idare edilmeye başlanmış. Rabat, bu ülkenin başşehri olup aynı zamanda ülkenin 4. büyük şehri. Nüfusu 1.700bin civarındaymış.

Kazablanka’da Hassan 2 Camisinden dönüşte akşam saat 19–20 arasında petit taksi bulmakta çok zorlandık. Akşam, ayni İstanbul gibi iş dönüşü saatlerinde hem trafik çok yoğun, hem de vasıta bulmak imkansız. Taksi beklerken sokakta arabacıklarda satılan haşlanmış nohut ve baklalardan bir dirheme birer külah alarak yedik. Nefisti. Neyse saat 20 civarında bir petit taksi bulabildik. Pazarlık edecek halimiz kalmamıştı. Allahtan şoför taksimetre açmış. 22.80 dirhem ödedik. Otelin karşısında bulunan köftecide köfte, salata yiyip portakal suyumuzu(2 kişi 80 dirhem) içtikten sonra İbis Otelde çok yorulmuş olarak hemen yattık.

15 Şubat sabahı 9.15 treni ile Rabat’a hareket ettik. 70 dirhemden 140 dirhem ödeyerek aldığımız 2.Sınıf tren bileti ile bu sefer 2. Sınıf kompartımana bindik. Kompartımanlar  3 er kişilik karşılıklı olmak üzere 6 kişilik. Bir tarafı cam pencere, diğer tarafı sürgülü kapı. Önce pencere kenarına karşılıklı oturduk. Aradaki açılır kapanır küçük masayı açarak yanımızda getirdiğimiz peynir, zeytin, domates ve salatalık ve meyveden oluşan kahvaltımızı yaptık. Kompartımanda bizden başka kimse yoktu. Cama karşı ayakkabılarımızı çıkararak ayaklarımızı koltuklara koyarak oturduk. Trenler çok rahat ve konforlu. Fas’ta en önemli ulaşım vasıtası tren. Garlar çok modern ve büyük inşa edilmiş. Ancak tren olmayan yerlere otobüsle gidiliyor. Rabat’la Kazablanka arası kısa bir mesafe. Saat 10.07 de Rabat’ geldik. Gare Agdal tren istasyonunda inerek yine istasyonun yanında bulunan İbis otele gittik. Ancak yer ayırtmadığımız için bayağı farklı bir fiyat istedi. Onun için yurtdışına giderken rezervasyon yaptırıp gitmekte fayda var. Bizde bir iki otel adresi daha almıştık. Hemen petit taksiye 20 dirhem ödeyerek 34.Ave. Allal Ben Abdellah-Ein Plein Centre adresindeki Hotel Capitole gittik. 4oo dirheme anlaştık. Oda fena değildi. Bavullarımızı bırakarak kendimizi hemen dışarı attık. Bu otel şehrin ortasında olup her yere bilhassa old Medine denilen eski çarşısına çok yakın mesafedeydi.
Önce Hassan 2 kulesi ve 5.Muhammet Türbesine gitmek için 5 dirheme petit taksiye bindik.

Sultan El Mansur’un 12 yüzyılda yaptırdığı 86 metrelik minarenin 44 metrelik kısmı duruyor. Öndeki sütunlar ise hiç yapılamayan caminin sembolik mermer kolonları imiş. Diğer tarafta ise büyük mozolede şimdiki kralın babası 5. Muhammet ve iki akrabasının türbeleri var. Burada rehberleri ile bir Türk guruba rastladık. Merhabalaştık. Onlarda resim çekiyorlardı. Bu anıt mezarın giriş kapısının iki tarafında atlı askerler bekliyor ve her gelen onlarla resim çekiliyor. Tabii bizde resimler çektik. Mozole ziyaretinden sonra yan tarafta abdest alıp namaz kıldık. Daha sonra dışarı çıktığımızda genç bir hanıma yolu sorduk. Onun da işi yokmuş. Caddenin karşı tarafına geçerek yürümeye başladık. Yolun karşı tarafında meyilli arazi park yapılmış. Aşağıda manzara güzel. Bouregreg nehrinin bir tarafı Rabat, diğer tarafı Sale Şehri. Arada bir köprü var. Bu iki şehir arasında L1ve L2 tramvayları işliyor. Biz de 12 dirhem ödeyerek aldığımız tren biletleri ile bu iki hatta da binerek hem şehri tramvayla dolaştık. Hem de şu anda surları onarılan Qadaya Kasabasını dıştan gördük. Tekrar tramvaya aktarma noktasından binerek Bab er-Rouah(Rüzgarların Kapısı) denilen kapıda indik. Açık kapının altından büyük bir ana cadde geçiyor.
Yandaki üstü taş oymalı demir kapıdan girilen kısım ise bugün arkeoloji müzesi. Ancak onarım olduğundan gezemedik.

5 dirhem ödeyerek otele dönerek öğleyin tajin denilen et yemeğini yedik. Tajin Fas’ın en meşhur et yemeği. Ben sebzeli istedim. Kemikli koyun etini güveçte haşlamışlar. Üstüne haşlanmış patates, havuç, fasulye, domates gibi sebzeler ilave ederek yine tajin denilen kapaklı toprak bir kaba koyarak ikram ediyorlar. Biz Fas’ta başka hiçbir şey yemedik. Sadece bu yemeği yedik. Bol bol portakal suyu içtik. Daha sonra yine dışarı çıkarak old Medine(eski çarşı) ye yürüyerek gittik.

Medine çok uzun olup gez gez bitiremiyorsunuz. Çarşı bizim İstanbul’daki Kapalıçarşı’ya ve Tahtakale’ye benziyor. Her şey var. Yiyecek, içecek, giyecek v.s. Fas’ta kaynanadili bitkisi çok gördük. Onun meyvesi her yerde satılıyor. Pazarlık ederseniz 2 tanesi 1 dirhem, etmezseniz 1 tanesi 1 dirhem. Tabii bizde zevkle pazarlık ederek her yerde bu meyveden yedik. Önce size bir kürdan veriyorlar. Sonra bıçakla meyveyi ortadan keserek size kabuğunu sıyırarak uzatıyorlar. Sizde kürdanla, meyveyi kabuktan çıkararak alıyorsunuz. İçi kırmızı ve minik minik çekirdekli bir meyve. Tadı çok güzel. Bol da portakal suyu içerek akşama kadar çarşıyı gezdik. Sonra surların dışındaki sette oturan halkın arasına oturarak gelen geçeni seyrettik. Yürüyerek otele dönüp akşam yine tajin  yiyerek hemen yattık. Ertesi sabah saat 6.47 treni ile Tanca’ya gideceğiz.

 

Benzer Yazılar

Balkanlar Karadağ Montenegro – Kotor 21 Mayıs 2013 Salı(8.Gün) Budva’daki tekne turundan sonra Koko’nun pansiyonunda dinlenip Kotor’a kişi başı 3,5 Euro’ya gidiş dönüş bileti aldık. Yolc...
KUTSAL TOPRAKLARA YOLCULUK UMRE KUDÜS 2 MESCİD-İ AKSA VE KUBBETÜS SAHRA 1 ŞUBAT CUMA Hz.Muhammed'in Mirac esnasında göğe yükseldiği yer olması ve Mescid-i Aksanın bulu...
Yaşayan Rönesans PRAG Çekoslovakya’nın başkenti PRAG’da her yer kültür ve sanat eserleriyle dolu.Kültür gezisi denildiğinde ilk akla gelen y...
Ahlat – Kültür Ve Medeniyetler Beşiği Ahlat, Van Gölü kenarında, Tatvan’ın kuzeyinde Bitlis iline bağlı çok şirin tarihi bir kasabadır. Ahlat’ta Urartular...



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir